ABD’li The American Conservative dergisine göre, Türkiye savunma ve diplomasi alanlarında son asrın zirvesine ulaştı. İHA etkisi, Suriye–Azerbaycan öne çıkıyor.
Türkiye’nin Bölgesel Gücü: Son Asrın Zirvesi mi?
ABD merkezli The American Conservative dergisi, Türkiye’nin bölgesel etkisini analiz ettiği yazısında çarpıcı bir tespit yaptı: “Türkiye’nin bölgesel gücü neredeyse bir asırdır görülmemiş bir zirvede.” Bu ifade, aslında sadece bir gözlem değil; Türkiye’nin son 20 yılda attığı stratejik adımların Batı’da nasıl yankı bulduğunu da gösteriyor.
Savunma Sanayiinin Yükselişi
Türkiye’nin bölgesel güç olarak yeniden sahneye çıkışında en önemli faktör şüphesiz savunma sanayiindeki hızlı ilerleme. İnsansız hava araçlarıyla başlayan süreç, bugün hava savunma sistemleri, yerli savaş gemileri ve modern mühimmat teknolojileriyle devam ediyor. Özellikle İHA’ların Ukrayna savaşındaki performansı, Ankara’nın hem askeri hem diplomatik gücünü artıran bir kırılma noktası oldu.
Diplomasi ve Sert Güç Dengesi
Türkiye’nin son yıllarda benimsediği dış politika üslubu, Batı’daki klasik müttefik algısını aşan yeni bir çerçeve çiziyor. Bir yandan NATO içinde kalmaya devam eden, diğer yandan kendi güvenlik önceliklerini merkeze alan bu yaklaşım, aslında çok kutuplu dünya düzenine Türkiye’nin verdiği yanıt niteliğinde. Özellikle PKK’ya karşı yürütülen operasyonlar ve Suriye’deki dengeler, Ankara’nın sahada sert gücünü pekiştirdiğini gösteriyor.
Kafkasya ve Yeni Güç Haritası
Derginin dikkat çektiği bir başka nokta, Azerbaycan–Ermenistan savaşında Türkiye’nin oynadığı rol. Ankara’nın desteğiyle Azerbaycan’ın elde ettiği başarı, sadece Güney Kafkasya’da değil, küresel ölçekte de “Türkiye’nin askeri etkinliği”nin göstergesi olarak okunuyor. Bu durum, eski dönemlerde yalnızca Batı’nın yön verdiği savaş sonrası düzen anlayışına yeni bir meydan okuma niteliğinde.
Nükleer Tartışma ve Kamuoyu
Belki de en dikkat çeken gelişmelerden biri, Türk kamuoyunun bağımsız bir nükleer caydırıcılık fikrine giderek daha sıcak bakması. Bu, Türkiye’nin güvenlik vizyonunun artık sadece konvansiyonel güçle sınırlı olmadığını, uzun vadede farklı bir stratejik kulvara hazırlanabileceğini gösteriyor.

Sonuç: Türkiye Yeni Bir Döneme Mi Giriyor?
TAC’ın analizini yalnızca bir övgü yazısı olarak görmek yanlış olur. Burada önemli olan, Türkiye’nin Batı’daki algısının nasıl değiştiği. Bir dönem “güvenlik tüketicisi” olarak görülen Türkiye, artık “güvenlik sağlayıcı” bir aktör olarak konuşuluyor. Bu dönüşüm, hem bölgesel dengeleri hem de küresel güç ilişkilerini etkileyecek gibi görünüyor.
Belki de asıl soru şu: Türkiye gerçekten son asrın zirvesine mi ulaştı, yoksa daha uzun soluklu bir yükselişin sadece başlangıcında mı?