Selam ben Açelya. Bugün şöyle kahveleri, çayları (ya da o an elinizde ne varsa) kapın gelin; çünkü konumuz biraz “beyin yakmalı” cinsten. Hani o filmlerde gördüğümüz, robotların dünyayı ele geçirdiği sahneler var ya; aslında olay o kadar da uzağımızda değil. Ama bizim derdimiz lazer silahları değil, bu aletlerin “aklı” çalışırken neye göre karar verdiği. Yani dostlar, bugün yapay zekanın o soğuk kodlarının arasına biraz vicdan, biraz da etik serpiştireceğiz.
Robotun Vicdanı Olur mu Be Gözüm?
Şimdi bak, olay sadece bir bilgisayarın satrançta seni yenmesi değil. İşin içine “karar verme” mekanizması girdiğinde çarşı pazar karışıyor. Biz insanlar bile bazen ne yapacağımızı şaşırırken, bizden daha hızlı düşünen ama duygusu olmayan bir metal yığınına “hadi bakalım, sen karar ver” diyoruz. İşte zurnanın “zırt” dediği yer tam burası. Yapay zeka dediğin şey aslında bir matematik canavarı. Önüne verileri koyuyorsun, o da sana bir sonuç çıkarıyor. Ama hayat her zaman 2 + 2 = 4 etmiyor işte. Bazen o sonuç birinin canını yakabiliyor ya da haksızlık yaratabiliyor. Bu algoritmalar “iyi”yi ve “kötü”yü değil, sadece “en verimli”yi biliyor. Sıkıntı da burada başlıyor; verimlilik her zaman adalet demek değil.
Otonom Araç Kimi Ezecek? (Hadi Bakalım Seç Seçebilirsen)
Şimdi gel en meşhur örneğe bakalım: Otonom araçlar. Düşün ki bir Tesla’nın içindesin, araba kendi kendine gidiyor. Birden önüne bir grup çocuk fırladı, frene bassa durmayacak. Ya o çocuklara dalacak ya da direksiyonu kırıp seni uçuruma atacak. Bak, tüylerin diken diken oldu değil mi? İşte bu makinenin içindeki algoritma o saliseler içinde bir karar vermek zorunda. “İçerideki müşteriyi mi koruyayım, dışarıdaki grubu mu?” Bu kararı veren mühendis o koda ne yazdıysa o olur. Yani aslında arabayı süren yapay zeka değil, o kodu yazan adamın ahlaki değerleri. İşin aslı, bu araçlar kaza anında kimi “feda” edeceğine dair bir tercih yapmak zorunda kaldığında, o soğuk matematik bizi bayağı bir terletecek gibi duruyor.
Sanatın Gözü Kör mü, Yapay Zeka Şair mi Oldu?
Bir de şu yaratıcılık meselesi var ki, sormayın gitsin. Şimdi bu yapay zeka gidiyor, binlerce tabloyu yalayıp yutuyor, sonra “al kanka sana şaheser” diye bir resim çıkartıyor önüne. Ya da Sezen Aksu tadında şarkı sözü döktürüyor. E peki, nerede kaldı bizim insanlığımız? Sanat dediğin şey acıdan, aşktan, o bitmek bilmeyen terk edilme sancılarından beslenmez mi? Makine ne anlar ayrılık acısından, ne anlar vapurun dumanından? Tamam, teknik olarak kusursuz bir iş çıkarabilir ama o ruhu içine nasıl üfleyecek? İnsanın yerini alabilir mi dersen; bence sadece taklit eder. Ama öyle bir taklit eder ki, “Valla billa bunu bir insan yazmış” dersin, ruhun duymaz.

Algoritmalar Ayrımcılık Yaparsa Ne Halt Edeceğiz?
En sinir bozucu kısım ise bu algoritmaların bazen “ırkçı” ya da “cinsiyetçi” takılması. Şaka değil! Eğer sen bu yapay zekayı sadece belli bir grubun verileriyle eğitirsen, o da gider işe alımlarda kadınları eler ya da belli mahalledeki insanlara kredi vermez. Neden? Çünkü geçmişteki o “ayrımcı” verileri gerçek sanıyor. Yani biz insanoğlu olarak içimizdeki pisliği bu makinelere de bulaştırıyoruz. Sonra da “robot yaptı” deyip kenara çekiliyoruz. Yok öyle yağma! Eğer o algoritma karar veriyorsa, onun faturasını da yine biz ödüyoruz.
Fişi Çekmeden Önce Son Bir Düşünelim
Sonuç olarak; yapay zeka bir devrim mi? Evet. İşlerimizi kolaylaştırıyor mu? Kesinlikle. Ama dizginleri tamamen ona bırakmak, bir körü direksiyona oturtmaktan farksız. Etik dediğimiz şey, o kodların arasına serpiştirmemiz gereken en önemli baharat. Eğer bu aletlerin vicdanını biz tasarlamazsak, yarın bir gün “Ben öyle uygun gördüm” diyerek bizi sistemin dışına itebilirler. Yani demem o ki; teknoloji güzel, yapay zeka harika ama sen yine de kendi aklını ve vicdanını kimseye devretme.
Hadi, bir sonraki yazıda görüşürüz!
Sence yapay zekanın senin yerine bir karar vermesine izin verir miydin, yoksa “hadi oradan, benim hayatım benim kararım” mı dersin?