80’ler Suburbia’sına Dinozor Baskını: The End of Oak Street Bizi Nereye Sürüklüyor?
Hazır olun! Sinema salonlarında patlamış mısırınızı boğazınıza kaçıracak, sizi bir yandan 80’lerin o buram buram nostalji kokan mahalle kültürüne götürürken diğer yandan “Ulan kapımın önünde T-Rex mi var?” dedirtecek katıksız bir eğlence fırtınası kopuyor. It Follows ve Under the Silver Lake gibi ters köşe işlerin mimarı David Robert Mitchell, bu sefer direksiyonu bambaşka bir maceraya kırıyor. Anne Hathaway ve Ewan McGregor’ın başrolü paylaştığı The End of Oak Street, sıradan bir Amerikan varoşunun gizemli bir kozmik olayla bir anda kendisini tarih öncesi mahlukların kucağında bulmasını konu alıyor. Yani tabiri caizse, “Evdeki hesap çarşıya uymamış”, sakin Oak Street mahallesi bir gecede Jurassik devrin göbeğine ışınlanmış!

Spielberg Ruhunu Yakalayan Çılgın Bir Evren
Hani eskiden Pazar günleri ekran başına geçip Amblin yapımı Steven Spielberg filmlerini izlerken içimizi kaplayan o çoluk çocuk macerası heyecanı vardı ya? İşte David Robert Mitchell, bu filmde tam olarak o ruhu hortlatmış. Ancak sanmayın ki karşımızda sadece ucuz bir nostalji sömürüsü var. Yönetmen, kamerayı öyle usta işi kullanıyor ki, her karede gerilim tırmanıyor. Bir yanda arka bahçede beliren devasa devasa ayak izleri, diğer yanda oturma odasının ortasından geçen sinsi sürüngenler… Michael Giacchino’nun John Williams tadındaki o görkemli müzikleri de eklenince, sinemada özlediğimiz o “katıksız seyir zevki” yeniden şahlanıyor.
Anne Hathaway Şov Yapıyor, Ewan McGregor Balyoz Sallıyor!
Oyunculuklara gelince… Anne Hathaway ablamız yine döktürmüş! Aile içi çatırdamaları gizlemeye çalışan ama mahalle dinozor istilasına uğrayınca eline tüfeği aldığı gibi dinozor avına çıkan bir anne profilini ancak o bu kadar karizmatik oynayabilirdi. Ewan McGregor ise elindeki balyozla dinozorpatlatan bir aile babası olarak adeta ışın kılıçlı günlerine selam çakıyor!
“Korkuyu en az hissettirecek şekilde bu işi çözmeye çalışıyorum.”
— Denise Platt (Anne Hathaway)
Filmde aile içi krizlerin dinozor tehdidiyle paralel ilerlemesi müthiş bir alegori sunuyor. Hani derler ya; “Dere geçerken at değiştirilmez” ama Platt ailesi hem dereden geçiyor, hem dev raptorlarla boğuşuyor, hem de ailevi hesaplaşmalarını bitirmeye çalışıyor!

Neden İzlemelisiniz? Filmin Öne Çıkanları ve “Sinek Isırığı” Kusurları
Büyük resme baktığımızda, The End of Oak Street sezonun en sürpriz ve en enerjik seyirliklerinden biri. Ancak her güzelin bir kusuru olur elbette.
-
Bizi Benden Alan Tarafları:
-
Görsel efektler ve dinozor tasarımları tüylü, yaralı ve bilimsel gerçekçiliğe daha yakın.
-
Evcil köpekleri “Starbuck” karakteri filmin gizli kahramanı!
-
Temposu bir an bile düşmüyor, seyirciyi ekrana çiviliyor.
-
-
“O Kadar da Olmasaydı” Dedirtenler:
-
Karakterler devasa yaratıklardan kaçarken araya giren ufak ergenlik dramaları bazen “Yahu mahalle yıkılıyor, siz neyin derdindesiniz?” dedirtiyor.
-

Son Sözüm: Patlamış Mısırınızı Alın ve Kaçırmayın!
Sonuç olarak; The End of Oak Street, “Eski çamlar bardak oldu” diyenlere meydan okuyan, hem 80’ler sinemasına dev bir saygı duruşu geçen hem de aksiyonun dozunu bir an bile düşürmeyen harika bir “popcorn” filmi. Perdede kükreyen yaratıklar ve bu kargaşanın ortasında ayakta kalmaya çalışan bir ailenin hikayesi, tam da beyaz perdede deneyimlenmesi gereken cinsten.
Eğer siz de sinemanın o büyülü, kaçış garantili ve adrenalin dolu dünyasını özlediyseniz, bu macerayı kaçırmayın. Bir sonraki film analizimizde görüşmek üzere, sinemayla kalın!