Hanelerin %57’sinde Çocuk Yok: Türkiye’de Aile Yapısı Alarm Veriyor
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın Konya’da düzenlenen Şehir ve Aile Şurası’nda paylaştığı çarpıcı veriler, modern şehir yaşamının ve bireyselleşmenin aile kurumu üzerindeki derin etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Göktaş’ın, hanelerin yüzde 57’sinde 18 yaş altı çocuk bulunmadığı yönündeki tespiti, geleceğin nüfus yapısı ve toplumsal dinamikleri açısından acil eylem gerektiren bir tablo çiziyor.
Bireyselleşmenin Gölgesinde: %57 Çocuksuz Hane Gerçeği
Bakan Göktaş’ın ifadelerine göre, Türkiye’nin nüfus yapısı hızla dönüşüyor. Şehirleşme oranının artması, dijitalleşmenin yaşamın her alanına sızması, kuşkusuz bu dönüşümün en güçlü tetikleyicileri. Ancak bu değişimin merkezinde, geleneksel bağları zayıflayan aile kurumu yer alıyor.
Göktaş, modernitenin getirdiği bireyselleşme, sosyal izolasyon ve yalnızlık gibi kavramların giderek arttığına dikkat çekerek, bu durumu rakamlarla destekledi:
-
Ortalama hane halkı büyüklüğü 3,11’e geriledi.
-
Hanelerin tam yüzde 57’sinde 18 yaş altı çocuk bulunmuyor.
-
Tek kişilik hane oranı, yüzde 20 gibi rekor bir seviyeye ulaştı.
Bu veriler, bir zamanlar üç neslin bir arada yaşadığı geniş aile yapısından, çekirdek ailenin dahi küçüldüğü, hatta çocuksuz hanelerin çoğunlukta olduğu bir toplumsal yapıya doğru hızla yol alındığını gösteriyor. Bakan Göktaş, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) 2024 yılının kavramını “kalabalık yalnızlık” olarak belirlemesinin de bu demografik dönüşümün getirdiği toplumsal ruh halinin bir yansıması olduğunu vurguladı.
Evlilikler Erteleniyor, Nüfus Yaşlanıyor
Demografik dönüşümün etkileri, sadece bugünün hanelerinde değil, geleceğin okul sıralarında da hissedilecek. TÜİK projeksiyonlarına göre, önümüzdeki 5 yıl içinde ilkokul çağındaki çocuk sayısının 900 bin azalacak olması, nüfusun genç dinamizmini yitirme tehlikesine işaret ediyor.
Bu durumun temel nedenleri arasında evlilik yaşının yükselmesi, boşanma oranlarının artması ve hiç evlenmeme eğiliminin güçlenmesi gösteriliyor. Ayrıca modern şehir düzeni, yoğun iş temposu ve iletişim teknolojilerinin getirdiği hız ve tüketim kültürü, ebeveyn-çocuk bağını zayıflatan en büyük handikaplar olarak öne çıkıyor. Bakan Göktaş, bu sorunların temelinde aile kurumunun zayıflamasının yattığını açıkça ifade etti.

Ailenin Güçlenmesi İçin Kapsamlı Seferberlik: Aile Yılı
Hükümet, bu demografik kırılmaya karşı Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planı’nı temel çerçeve olarak belirlemiş durumda. Bakan Göktaş, bu kapsamda hayata geçirilen çalışmaları “Aile Dostu Ekosistem” vizyonu altında topladıklarını belirtti.
Bu vizyonun en görünür adımı ise 2025 Aile Yılı ilan edilmesi oldu. Yıl boyunca, toplumun her kesiminde büyük ilgiyle karşılanan 15 binden fazla etkinlik ve faaliyet gerçekleştirildi. Özellikle evlilik hazırlığı yapan çiftlere yönelik destekler dikkat çekiyor:
-
1926 İndirim Anlaşması: Çeşitli sektörlerde yapılan bu anlaşmalar, genç çiftlerin evlilik hazırlıklarını finansal olarak kolaylaştırmayı hedefledi.
-
Finansal ve Sosyal Destekler: Evlenecek gençlere ve çocuk sahibi olmak isteyen ailelere yönelik sağlanan destekler, aileyi ve nüfus yapısını güçlendirmeyi bütün toplumu kapsayan ortak bir hedef haline getirdi.
Şehirler Aile Dostu Olmalı: Yerel Yönetimlerin Kritik Rolü
Bakan Göktaş, Aile Yılı sürecinin en önemli paydaşlarından birinin yerel yönetimler olduğunun altını çizdi. Aileye dost şehirlerin, geleceğe güvenle bakan toplumların ana omurgasını oluşturduğunu belirterek, 200’e yakın belediyenin Aile Yılı kapsamında yeni projeler başlattığını veya mevcut hizmetlerini aile ekseninde güçlendirdiğini aktardı.
Şurada ev sahibi olan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın açıklamaları da yerel yönetimlerin bu konudaki hassasiyetini gösterdi. Altay, sadece ekonomik destekle kalınamayacağını, sevgi, iletişim ve birlikte zaman geçirme kültürünün de yaşatılması gerektiğini vurguladı. Konya’daki anne-kız, baba-oğul kampları ve aile oryantiringi gibi etkinlikler, aile bağlarını pekiştiren ve büyük ilgi gören başarılı yerel örnekler olarak sunuldu.
Türkiye, demografik ve sosyolojik açıdan kritik bir eşikte bulunuyor. Bakan Göktaş’ın açıkladığı veriler ışığında, aile kurumunu korumak ve güçlendirmek, yalnızca sosyal hizmetlerin değil, yerel yönetimlerden sivil topluma, medyadan bireylere kadar tüm toplumun ortak sorumluluğu haline gelmiş durumda. “Kalabalık yalnızlık” kavramını tersine çevirecek politikaların ve toplumsal seferberliğin, ülkenin geleceği için hayati öneme sahip olduğu aşikâr.