Market kasasında sıraya girmeden öne geçen biri, hastanede muayene sırasını zorlayan bir hasta, toplu taşıma araçlarına binip-inerken.trafikte dönüş kuyruğunu hiçe sayan bir sürücü ya da torpille işe girmenin “normal” kabul edilmesi… Bu örnekler tek tek ele alındığında basit görünebilir. Ancak bir araya geldiklerinde, toplumun adalet, güven ve birlikte yaşama kültüründe derin bir kırılmaya işaret eder.
Bu yazı, kamusal alanda sıkça karşılaşılan bu davranışların gerçek nedenlerini, uluslararası örneklerle karşılaştırarak ele alıyor ve uzun vadeli toplumsal sonuçlarını ortaya koyuyor.

Sıra Kültürü: Medeniyetin Sessiz Göstergesi
Sıraya girmek, birçok gelişmiş ülkede yalnızca bir kural değil, toplumsal saygının sessiz bir sözleşmesidir.
-
Japonya’da tren istasyonlarında, afet sonrası yardım dağıtımlarında dahi kusursuz sıralar görülür. Çünkü birey, başkasının hakkını ihlal etmenin topluma zarar verdiğini bilir.
-
İngiltere’de “queue culture” (sıra kültürü), ulusal kimliğin parçası olarak kabul edilir. Sırayı bozan kişi sosyal olarak dışlanır.
Buna karşılık, sıraya uymanın “saflık” sayıldığı toplumlarda birey, kuralı değil kendi çıkarını merkeze alır.
Cezasızlık Kültürü: Kural Neden İhlal Ediliyor?
Davranış bilimlerine göre insanlar:
-
Yanlış davranış cezalandırılmadığında
-
Doğru davranış ödüllendirilmediğinde
kurallara uymayı anlamsız bulur.
Örneğin:
-
İskandinav ülkelerinde trafik cezaları gelire göre belirlenir. Bu nedenle herkes için caydırıcıdır.
-
Buna karşın cezanın ya uygulanmadığı ya da “tanıdıkla çözüldüğü” toplumlarda, kural ihlali sıradanlaşır.
Sonuç nettir:
“Yaparsam kâr, yakalanırsam şanssızlık.”
Torpil ve Liyakat: Toplumsal Çürümenin Merkezi
Torpil yalnızca adaletsizlik değildir; sistemin kendini sabote etmesidir.
-
Almanya ve Kanada gibi ülkelerde kamu alımlarında şeffaf sınav ve denetim mekanizmaları vardır.
-
Liyakatin zayıf olduğu toplumlarda ise bireyler şu inancı geliştirir:
“Çalışmak değil, bağlantı kurmak kazandırır.”
Bu inanç, gençlerin umudunu, çalışanların motivasyonunu ve kurumların verimliliğini yok eder.
Biz Yaparsak Olur: Çifte Standart Ahlakı
Sporda şike, siyasette kayırmacılık, trafikte agresiflik…
Sorun davranıştan çok kime yapıldığıdır.
-
“Bizim takım yaparsa normal”
-
“Bizim adam torpille girerse hak etmiştir”
Bu yaklaşım, ahlakı evrensel değer olmaktan çıkarıp taraflı bir araca dönüştürür. Uluslararası araştırmalar, bu zihniyetin hâkim olduğu toplumlarda kutuplaşmanın ve şiddetin arttığını gösteriyor.
Toplumsal Sonuçlar: Küçük İhlallerin Büyük Bedeli
Bu davranışların sonuçları kısa vadede görünmez, uzun vadede yıkıcıdır:
Toplumsal Güven Erozyonu
Kimse kimseye güvenmez. Herkes tetiktedir.
Sürekli Öfke ve Gerilim
Trafikte, hastanede, kamusal alanlarda çatışma artar.
Adalet İnancının Kaybı
“Doğru olan değil, güçlü olan kazanır” algısı yerleşir.
Beyin Göçü ve Umutsuzluk
Kurallara uyan birey ya sisteme benzer ya da sistemden uzaklaşır.
Sıraya Girmek Bir Ahlak Meselesidir
Sıraya girmek, torpile karşı durmak, kurala uymak; basit birer davranış değil, bir toplumun kendine duyduğu saygının göstergesidir. Küçük ihlaller normalleştiğinde, büyük adaletsizlikler kaçınılmaz hâle gelir.
Uluslararası örnekler açıkça gösteriyor ki:
Adil kurallar + eşit uygulama = toplumsal güven
Bu güven olmadan ne ekonomik kalkınma ne de huzurlu bir ortak yaşam mümkündür.
Biraz ortadoğu toplumu olmayla ilgili bir konu.tabiki geneliyemeyiz.çok düzgün insanlarda var ama haksızlık ve adaletsizlik görüldükçe onlarda bozuluyor.toplumun refah seviyesininde bu işe çok etkisi var.
Ortadoğu toplumlarında daha çok görülen bir tablo.insanların kalite sorunu değil kastettiğim.ekonomik sıkıntıların getirdiği kural tanımama bence.