Sandıkta Temsil Mücadelesi: İsrail Seçim Komitesi’nden Sami Ebu Şehade’ye Adaylık Yasağı
Bugün yine Dünya’nın bir köşesinden, siyasetin sıcak sularından ama bir o kadar da insan hayatına dokunan önemli bir gelişmeyle karşındayım. İsrail siyasetinde sular bir türlü durulmuyor, biliyorsun. 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimler öncesinde, sandık sonuçlarını henüz görmeden karar mekanizmalarının aldığı adımlar gündeme damgasını vurdu.
İsrail Merkez Seçim Komitesi, ülkedeki Filistin kökenli vatandaşları temsil eden Balad Partisi’nin lideri Sami Ebu Şehade’nin milletvekilliği adaylığını iptal etti. Üstelik bu karar tekil bir olay da değil; kısa süre önce Hadash Milletvekili Ofer Cassif’in de adaylığının engellendiğini düşünürsek, ortada tırmanan ciddi bir siyasi gerilim olduğu açık.
Gelin, bu kararın detaylarına ve ardından gelen tepkilere birlikte göz atalım.
Karar Nasıl Alındı? Komitede Sandık Öncesi Gerginlik
Noam Solberg başkanlığında toplanan Merkez Seçim Komitesi, oldukça net bir tablo ortaya koydu. Komitedeki 31 üye Ebu Şehade’nin adaylığının geçersiz sayılması yönünde oy kullanırken, karara karşı çıkanların sayısı sadece 4’te kaldı. Burada dikkat çeken en önemli detay ise komisyon başkanının da olağandışı bir şekilde bu yasağın lehinde oy kullanmış olması.
Süreç, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in partisi Yahudi Gücü’nün (Otzma Yehudit) talebiyle başladı. Aşırı sağ kanat, Ebu Şehade’nin 8 Ekim 2023’te yayımlanan bir yazısında 7 Ekim olaylarını desteklediğini iddia ederek veto talebinde bulunmuştu. İşin dikkat çekici boyutu ise bu talebe sadece iktidar veya sağ kanat değil, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot gibi muhalif isimlerin de destek vermiş olması.
Karara sert bir dille tepki gösteren Sami Ebu Şehade ise pes etmeye niyetli olmadığını şu sözlerle dile getirdi:
“Beni susturmaya ve kamuoyundan uzaklaştırmaya yönelik bu gayrimeşru girişim, tutumumu değiştirmeyecek.”
Şimdi gözler, bu engelleme kararı hakkında nihai sözü söyleyecek olan İsrail Yüksek Mahkemesi’nde.

Bu Gelişme Ne Anlama Geliyor?
Sınırların ötesindeki bu siyasi hamle bizim için, insanlık için ya da genel anlamda demokrasi kültürü için ne ifade ediyor?
Siyaset sadece oy pusulalarından ibaret değildir; bir toplumun kimin sesini duymak isteyip kiminkini kısmaya çalıştığının da göstergesidir. İsrail nüfusunun yaklaşık %20’sini oluşturan Filistin kökenli vatandaşların meclisteki temsilcilerinin birer birer denklem dışına itilmesi, demokrasinin en temel direği olan “çoğulculuk” ilkesine gölge düşürüyor.
Bir toplumda farklı sesler sandıktan ve meclis çatısından uzaklaştırıldığında, diyalog kanalları tıkamaya başlar. Diyaloğun bittiği yerde ise maalesef kutuplaşma, güvensizlik ve toplumsal huzursuzluk derinleşir. Bu karar, yalnızca Ebu Şehade adında bir siyasetçinin seçilme hakkı değil; onu temsilcisi olarak gören yüz binlerce insanın meclisteki sesinin kısılması anlamına geliyor.
Dünyanın neresinde olursa olsun, adil bir seçim süreci ve kapsayıcı bir yönetim anlayışı hem bölgesel barış hem de evrensel insan hakları için hayati önem taşır. Yüksek Mahkeme’nin vereceği nihai karar, bölgedeki demokratik standartların yönünü belirlemede önemli bir test olacak.