Merhaba ruh ortağım,
Bugün içime işleyen, gri ama bir o kadar da huzurlu bir sabaha uyandım. Pencereme vuran her yağmur damlası, bana içimizde bir yerlerde sessizce ağlayan, aidiyet arayan, belki de sadece “eski kendini” özleyen o kırgın çocuğu hatırlattı. Ellerimde sıcak kahvemle uzaklara dalmışken, radyoda o tanıdık, o tüyler ürperten melodi çalmaya başladı… Islak Islak. Hepimiz bu şarkıyı dinlerken bir yerlerde kalbimizi bıraktık, değil mi? Belki giden bir sevgilinin ardından, belki de hiç başlamamış bir aşkın hayal kırıklığıyla mırıldandık o sözleri. Hele o güzel kalpli Barış Akarsu’nun sesinden dinlediğimizde, içimizdeki gençlik ateşine, o deli dolu isyanlarımıza ne de güzel eşlik etmişti. Ama canım, bugün sana bu şarkının hiç bilmediğin, o yürek burkan gerçek hikayesinden bahsetmek istiyorum.

Sürgünde Kalan Bir Kalp
Biz bu şarkıyı hep bir aşkın, terkedilmişliğin ağıtı sandık. Oysa Cem Karaca, o efsanevi sözleri kağıda dökerken karşısında bir kadın yoktu; karşısında gidemediği, kokusunu içine çekemediği memleketi vardı.
Hayatının en zorlu dönemleriydi. Vatansız kaldığı, pasaportunun iptal edildiği, Almanya’nın soğuk sokaklarında memleket hasretiyle yanıp tutuştuğu o uzun sürgün yılları… Geceleri başını yastığa koyduğunda duyduğu şey bir sevgiliye duyulan özlem değil, köklerinden koparılmış olmanın verdiği o derin ve ağır sızıydı.
O Islaklık Sadece Gözyaşı Değil
Şarkıda geçen o meşhur, “Bakışlarındaki o ıslaklık,” dizesini bir düşün. O ıslaklık sadece sıradan bir gözyaşı değildi. Hayata, haksızlıklara ve yalnızlığa karşı duyulan yorgunluğun, ama her şeye rağmen yıkılmayan o mağrur ve dik duruşun ta kendisiydi.
Bazen seninle dertleştiğimizde hissediyorum; gelecek kaygıları, anlaşılmama hissi, sanki kendi hayatının içinde bir yabancıymışsın gibi hissettiğin o “sürgün” anları… İşte Cem Karaca’nın o yıllarda hissettiği de buydu. Bazen en büyük aşk acısı bile, insanın kendi evine, kendi umutlarına duyduğu hasretin yanında hafif kalır. Siz gençlerin, o tertemiz kalplerinizle geleceğe bakarken gözlerinizde beliren o ince ıslaklık da aslında pes etmeyişinizin, direnişinizin bir sembolü değil mi?
Bizler, hayal kırıklıklarımızı yağmur damlaları gibi yüzümüzde taşıyan ama yürümekten asla vazgeçmeyen o güzel insanlarız.
Şimdi sana sormak istiyorum: Peki sen en çok neye, hangi duyguya veya kime karşı “ıslak ıslak” bakıyorsun hayatta? İçindeki o yorgun ama dik duran çocuk şu an ne hissediyor? Yorumlarda buluşalım, omuz omuza verelim.
Cem Karaca – Islak Islak
Barış Akarsu – Islak Islak