Oynamak Mı İstiyorsun, Kaydırmak Mı? Sosyal Medya Şebekliği Sektörü Nasıl Ele Geçirdi?
Kahveleri, filtre kahve de olur tırnaklarımızı yerken içeceğimiz papatya çayı da olur, güzelce koyun hayatım. Çünkü bugün yine yetişkin insanların neden kendi haline bırakılmaması gerektiğini ve magazin dünyasının o parlak ışıklarının arkasındaki o buram buram yapay kokan PR tiyatrosunu konuşacağız.
Geçen gün Ceyda Ateş bir çıktı, dedi ki: “Takipçi sayısı artık oyunculuğun önüne geçti.”
Ayol bir dakika… Ceyda’cığım günaydın şekerim! Biz bu yangının ortasında kül olduk, sen dumanı yeni mi fark ettin? Ama hakkını yemeyeyim, kadın son derece haklı. Hatta az bile söylemiş!
Şimdi olayı sadece “Aaa bak Ceyda ne dedi!” sığlığında bırakırsak Lal Bela’lığımızın ne anlamı kalır? Biz burada kuru dedikodu yapmıyoruz, kamuoyunu bilgilendiriyoruz, arkadaki o büyük fotoğrafı ve liyakatsizlik komedisini çekip çıkarıyoruz.

Konservatuvar Diploması Mı, Mavi Tik Mı?
Sektörün geldiği noktaya bir bakın. Yıllarca konservatuvarda dirsek çürütmüş, diksiyon çalışmış, sahnede tozu yutmuş genç yetenekler ne yapıyor biliyor musunuz? Cast ajanslarının kapısında ellerinde CV ile beklemiyorlar artık. Ekrana bakıp “Acaba reels videosunda hangi saçma akım müziğiyle dans etsem de algoritmaya yaranıp bir başrol kapsam?” diye düşünüyorlar.
Çünkü sistem artık liyakate değil, etkileşime tapıyor. Yapımcılar ve cast direktörleri senaryoyu okuduktan sonra aktörün duygusuna bakmıyor hayatım. Ellerine telefonu alıp Instagram profilini açıyorlar: “Bunun 3 milyon takipçisi var, bunun 400 bini var. 3 milyonluk olanı başrol yapalım, dram sahnelerinde ağlayamazsa gözüne kolonya damlatırız nasıl olsa!”
Hassiktir, afedersiniz ama bunu gerçekten yapıyorlar!
Ben bu yeni nesil cast sistemine ne diyorum biliyor musunuz? “Dijital Karakter Pazarı”.
Sanırsın manavdan karpuz seçiyorlar; rengi parlak olsun, içi boş çıksa da önemli değil, nasıl olsa kapağı iyi duruyor!
Bu Gerçekten Doğru mu, Yoksa Bir İllüzyon mu?
Peki, soruyorum size: Instagram’da 5 milyon takipçisi olan birinin dizisi gerçekten reyting rekorları kırıyor mu?
Hayır! Yalanın dik alası!
Son 3 yıla bakın; takipçi rekoru kıran, her gün magazin sayfalarında kural tanımaz pozları dönen tiplerin projeleri daha 4. bölümde “reyting kurbanı” olup çöpe atılıyor. İnsanlar o profilleri takip ediyor ama kumandaya basıp 2,5 saat o ruhsuz oyunculukları izlemek istemiyor. Sosyal medyada bedava kaydırmak başka şey, bir insanın ekrandaki inandırıcılığına 2 saatini vermek bambaşka şey.
Yapımcılar kendi kendilerini kandırıyor. Dijital itibar dediğiniz şey, satın alınan bot hesaplardan, etkileşim gruplarından ve story’de ürün tanıtmaktan ibaret hale geldi. Ama işte bizim “Zeki ve Çevik PR Ekipleri” bunu yapımcılara öyle bir pazarlıyor ki, yapımcı zannediyor ki o 3 milyon takipçi televizyonun karşısına dizilip çekirdek çitleyecek.
Perde Arkasında Ne Var?
Normalde olması gereken neydi? Yetenek, liyakat, karakterin ağırlığı ve o role uygunluk.
Şimdi ne var? “Tıklama Başına Oyunculuk”.
Genç yeteneklerin önü tıkandı çünkü yapımcılar risk almak istemiyor. Risk almamak için de en kolay yolu seçiyorlar: “Sosyal medyada popüler olanı koyalım, hiç değilse ilk bölüm haberimiz yapılır.”
İşte sektördeki o korkunç tıkanıklığın, her sezon birbirinin aynı olan, duygusuz, robot gibi konuşan başrollerin sebebi tam olarak bu! Karakterin derinliğini oynayacak insan aramak yerine, tişörtün üstündeki markayı iyi taşıyacak “yürüyen reklam panoları” arıyorlar.
Ben buradan o yapımcılara sesleniyorum: Oyunculuk bir sanat dalıdır, dijital pazar tezgahı değil! Bir insanın ağlama sahnesinde içini titretmesi için kaydırma geçmişine değil, yeteneğine ihtiyacınız var.
Sözlerime Son Verirken…
Neyse şekerim, biz terbiyemizi bozmayalım… şimdilik.
Ceyda Ateş taşın altına elini koymuş ve acı gerçeği yüzlerine vurmuş. Rezillik yaptıysanız kızmayın, biz sadece noktalama işaretlerini ekledik. Ben gördüğümü yazdım hayatım. Alınan varsa demek ki bir yerine denk gelmiştir.
Hoşça kalın! Magazin kısa, ekran görüntüleri ve kötü oyunculuklar kalıcıdır!