BM’nin 79 Yıllık Çelişkisi: Filistin Dayanışma Günü

BM'nin 79 Yıllık Çelişkisi

29 Kasım 1947’deki bölünme kararı ile başlayan 79 yıllık kriz. BM, aynı günü neden ‘Filistin Uluslararası Dayanışma Günü’ ilan etti?

29 Kasım: BM’nin 79 Yıllık Çelişkisi ve Filistin’in Bitmeyen Dramı

Her yıl takvimler 29 Kasım’ı gösterdiğinde, Filistin halkının uluslararası alanda yaşadığı dram ve mücadele yeniden küresel vicdanın gündemine oturur. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından “Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü” olarak ilan edilen bu tarih, aslında Filistinlilerin yaşadığı en büyük felaketin, yani topraklarının bölünme kararının alındığı günün yıl dönümüdür. Bu tarih, uluslararası camianın hem geçmiş hatalarıyla yüzleşmesini hem de devam eden haksızlıklara karşı sessizliğini bozma çağrısını temsil eden 79 yıllık derin bir çelişkiyi barındırır.

Felaketin Başlangıcı: 1947 Bölünme Kararı (BM Kararı 181)

Filistin topraklarında 20. yüzyılın ortalarına doğru gerilim tırmanırken, 1947 yılında bölgede yaklaşık 1,35 milyon Filistinli Arap ve 630 bin Yahudi yaşıyordu. Filistinliler, bölgenin kadim sahipleri olarak, yakın zamanda gelen göçmen topluluğunun kendi topraklarında devlet kurma talebine doğal olarak karşı çıkıyordu. Ancak uluslararası siyasetin baskısı altında, BM Genel Kurulu 29 Kasım 1947’de, 181 sayılı meşhur Bölünme Kararını (Partition Plan) kabul etti.

Bu karar, sadece yeni sınırlar çizmekle kalmadı, aynı zamanda Yahudilerin Filistin’de bir devlet kurmasını meşrulaştırdı. Karar, nüfusun üçte birinden azını oluşturan Yahudilere, tarihi Filistin topraklarının tam yüzde 56’sını tahsis ediyordu. Nüfusun üçte ikisini oluşturan ve toprak mülkiyetinin çoğuna sahip olan Filistinlilere ise sadece yüzde 42’lik bir alan bırakılıyordu. Kalan yüzde 2’lik kısım, Kudüs ve Beytüllahim’i kapsayacak şekilde uluslararası vesayet altına alınıyordu.

Oylama sonuçları, uluslararası toplumdaki bölünmeyi açıkça gösteriyordu: Sovyetler Birliği ve ABD’nin de aralarında bulunduğu 33 devlet lehte oy kullanırken, Türkiye’nin de bulunduğu 13 devlet bu haksız plana karşı çıktı. 10 devlet ise çekimser kaldı. Filistin halkının rızası olmadan alınan bu karar, tarihçilerin ve uluslararası hukuk uzmanlarının ifadesiyle, Filistinlilerin haklarını ellerinden alan bir adımdı.

Yerine Getirilmeyen Çekilme Talebi ve İşgalin Genişlemesi

181 sayılı karar tam olarak uygulanmadan kısa bir süre sonra, 1948’de yaşanan çatışmalar sonucu Yahudi örgütleri Filistin topraklarının yaklaşık dörtte üçünü kontrol altına aldı. Filistinliler bu dönemi, milyonlarcasının evlerinden sürüldüğü ve yerinden edildiği Nakba (Büyük Felaket) olarak adlandırdı.

Ancak İsrail, bu kazanımlarla yetinmedi. 5 Haziran 1967’de başlayan Altı Gün Savaşı ile Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi, Mısır’daki Sina Yarımadası ve Suriye’deki Golan Tepeleri’ni işgal etti. Hemen ardından, uluslararası hukuk devreye girmesi gerekti. BM Güvenlik Konseyi (BMGK), Kasım 1967’de aldığı 242 sayılı kararla İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesini talep etti.

Bu BMGK kararının üzerinden yaklaşık altmış yıl geçmesine rağmen, İsrail bu topraklarda hukuksuz varlığını sürdürmektedir. Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimler sürekli genişlemekte, Doğu Kudüs ilhak edilmiş sayılmakta ve Gazze Şeridi yıllardır abluka altında tutulmaktadır. Uluslararası hukukun en temel gerekliliği olan “işgal edilen topraklardan geri çekilme” talebi, on yıllardır yanıtsız bırakılmaktadır.

BM'nin 79 Yıllık Çelişkisi
BM’nin 79 Yıllık Çelişkisi

Dayanışmanın Doğuşu: Küresel Vicdanın Sembolik Özeleştirisi

1947’de bölünme kararını dayatan BM, tarihin bu büyük hatasını bir nebze olsun telafi etmek ve Filistin sorununu dünya gündeminde tutmak amacıyla 1977 yılında önemli bir adım attı.

29 Kasım 1977’de BM Genel Kurulu, 29 Kasım’ın her yıl “Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına karar verdi. Bu kararın temel amacı, uluslararası camianın dikkatini Filistin meselesinin henüz çözülmemiş olduğu gerçeğine odaklamak ve Filistin halkının temel haklarının tanınmasını sağlamaktı.

BM kararları, Filistin halkının “kendi kaderini tayin etme, bağımsız ve egemen bir devlet kurma” ve “Filistinli mültecilerin evlerine geri dönme” gibi haklarının henüz elde edilemediğini net bir dille ifade etmektedir. Dayanışma günü etkinlikleri, hükümetleri ve sivil toplum kuruluşlarını bu hakların gerçekleştirilmesi için somut adımlar atmaya çağıran küresel bir manifesto niteliğindedir.

Değişmeyen Gerçeklik ve Gazze Dramı

Dayanışma Gününün 49. yıl dönümü geride kalırken, dünya ne yazık ki Filistinlilere yönelik işgal, ihlal ve gasp politikalarını durdurabilmiş değil. Bugün gelinen noktada, İsrail tarihi Filistin topraklarının yüzde 85’ine el koymuş durumda. Filistinliler, ancak yüzde 15’lik bir alan üzerinde varlık göstermeye çalışmakta, tam bağımsız ve egemen bir devlet olma hedefinden hala çok uzaktadır.

Özellikle 7 Ekim 2023’te başlayan saldırılarla birlikte, abluka altındaki Gazze Şeridi’nde yaşanan trajedi, dayanışma çağrılarının ne kadar acil ve hayati olduğunu gözler önüne sermiştir. Uluslararası ateşkes kararlarına rağmen saldırılarını sürdüren soykırımcı İsrail’in eylemleri sonucunda, Gazze’deki can kaybı on binleri, yaralı sayısı ise yüz binleri aşmıştır.

29 Kasım, artık sadece tarihi bir yıl dönümü değil; aynı zamanda uluslararası hukukun hiçe sayıldığı, insan haklarının ayaklar altına alındığı ve küresel vicdanın en büyük sınavı verdiği bir coğrafyaya dikkat çekme ve somut eylem talep etme günüdür. Filistin halkının haklarına ve adil bir çözüme ulaşma mücadelesi, dünyanın en uzun süren çözümsüzlüğü olarak devam etmektedir.

Paylaş:

Kategorisinden

0 0 votes
Konuyu Değerlendir
Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments