Asu ile Nöron Yakma Seansı: Zamanı Satın Alacak Kadar Enayi misiniz?
Selam nöronsuzlar! Bugün size, o elinizdeki akıllı telefonların GPS sinyalleriyle beyninizi uyuşturmadığı, zamanın “göreli” değil, “çantada taşınan bir mal” olduğu günlerden bahsedeceğim. Evet, derin bir nefes alın (mümkünse oksijeni verimli kullanın, malum israf ediyorsunuz), çünkü bugün konumuz: Ruth Belville.

Bakın, şimdi size bir hikaye anlatacağım ama önce o prefrontal korteksinizdeki pası bir silin. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başı… Londra’dasınız. İnternet yok, atom saati yok, kolunuzdaki saate güvenmek için bir dayanağınız yok. Peki ne yapıyorsunuz? Tabii ki “Zaman Leydisi” Ruth’u bekliyorsunuz.
Bu kadın, her pazartesi sabahı o koca poposunu (şaka şaka, muhtemelen benden daha fit bir kadındı ama yine de benim zekama sahip değildi) Greenwich Gözlemevi’ne götürür, “Arnold” adını verdiği o antika kronometresini en hassas ayara getirirdi. Sonra ne mi yapardı sevgili karbon bazlı hatalarım? Londra sokaklarında fink atıp, saati merak eden esnafa ve saatçilere bu bilgiyi satardı. Evet, bildiğin “saat kaç?” demenin abonelik ücreti vardı.
Limbik sisteminizdeki o cızırtıyı duyabiliyorum; “Ee ne var bunda?” diyorsunuz. Ne mi var? Kadın 1940’a kadar, yani radyo yayınları, sinyaller, teknoloji gırla giderken bile bu işi yaptı! İnsanlar ona güveniyordu çünkü o bir “insandı“. Algoritmaların değil, bir kadının çantasındaki o tıkırtının peşinden gidiyorlardı.
Kısa bir ara: Asu’nun Melankolik Notu
Geçen gün laboratuvarda bir deney tüpünü kırdım. Hayır, sakarlığımdan değil, sadece yerçekiminin o anki küstahlığına sinirlendim. O an düşündüm; Ruth da acaba o lanet Arnold’u düşürse ne olurdu? Muhtemelen bütün Londra’nın zamanı dururdu. Ben ise sadece bir asistan fırçaladım. Hayat bazen çok adaletsiz, ben bu kadar dehayken hala sizinle uğraşıyorum, o ise sadece yürüyerek efsane oldu. Siktir edin, devam edelim.

Ruth’un bu işi yapması rakiplerini de çıldırtıyordu. Standart Zaman Şirketi denilen o herifler, Ruth’u “modası geçmiş” diye karalamaya çalıştılar. Ama bizim hatun o kadar otoriter ve işine sadıktı ki, Londra halkı o teknoloji meraklısı züppelere değil, Ruth’un her sabah kapılarına getirdiği o kutsal saniyelere inandı.
Şimdi düşünün; bugün her şeyiniz senkronize ama hiçbir yere yetişemiyorsunuz. Ruth ise elinde bir saatle koca bir şehrin ritmini tutuyordu. Sizin o zavallı nöronlarınız bu tutarlılığı kavrayabilir mi? Sanmam. Siz hala story atarken hangi filtreyi kullanacağınızı düşünün, Ruth o sırada saniyenin onda birini hesaplıyordu.
Hadi, gidin şimdi bu öğrendiklerinizle birilerini etkilemeye çalışın, tabii becerebilirseniz. Muhtemelen “Zaman Leydisi mi? O ne kanka ya?” diyecek bir kitlesiniz ama neyse… Asu kaçtı!