Çölün Ortasındaki Son Muhafız: Fahreddin Paşa
Bugün sizi modern tarihin en sıra dışı, en sarsıcı direniş hikayelerinden birine götürüyoruz. Şöyle düşünün: Etrafınız sarılmış, lojistik desteğiniz kesilmiş, hava sıcaklığı 50 dereceyi bulmuş ve elinizde yiyecek hiçbir şey kalmamış.
Böyle bir durumda ne yapardınız? Çoğu insan teslim olmayı seçerdi. Ancak tarihin “Çöl Kaplanı” olarak bildiği bir adam, ne şehri bıraktı ne de sancağı. Gelin, Medine’yi savunmak için askerlerine çekirge yediren Fahreddin Paşa’nın ezber bozan hikayesine yakından bakalım.
Kuşatılan Kutsal Topraklar ve Bir Çöl Kaplanı
Yıl 1916. Birinci Dünya Savaşı’nın en alevli günleri… Osmanlı İmparatorluğu birçok cephede aynı anda çarpışırken, Hicaz bölgesinde de işler çığırından çıkmıştı. İngilizlerin kışkırtmasıyla bölgede isyan başlamış, Medine şehri adeta bir ada gibi çölün ortasında yalnız kalmıştı.
İşte bu kapkara tabloda, İstanbul’dan Medine’ye bir komutan atandı: Fahreddin Paşa. Kendisi sıradan bir asker değil, tam bir görev insanıydı. Şehre adım atar atmaz kutsal emanetleri hemen İstanbul’a güvenli bir şekilde nakletti. Çünkü o, fırtınanın yaklaşmakta olduğunu biliyordu.
Mucizevi Menü: Çekirge Genelgesi
İngiliz destekli isyancılar Medine’nin demiryolu bağlantısını kesince şehirde tam bir hayatta kalma mücadelesi başladı. Erzak bitti, ilaç tükendi, cephane azaldı. Askerlerin açlıktan kırılmak üzere olduğu o en kritik anda, gökyüzünü kaplayan devasa bir çekirge sürüsü çıkageldi.
Birçok insan için bu bir felaket senaryosuyken, Fahreddin Paşa için bir kurtuluş reçetesiydi. Hemen tarihe geçecek o meşhur “Çekirge Genelgesi”ni yayımladı. Paşa askerlerine hitaben, çekirgenin aslında ne kadar besleyici, temiz ve şifalı olduğunu anlatan uzun bir yazı kaleme aldı.
“Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Uçar, temiz otlarla beslenir, taze ve lezzetlidir. Romatizmaya da iyi gelir!”
Asker önce duraksadı, sonra komutanlarına güvendi. Çölün ortasında tonlarca çekirge toplandı; çorbası yapıldı, tavası kuruldu, kurutulup ekmek niyetine yendi. Osmanlı askeri, çekirge yiyerek hayatta kaldı ve Medine’yi aylarca bu sayede savundu.

Mondros Bile Onu Durduramadı
Bu hikayeyi asıl inanılmaz kılan şey ise kronolojidir. Osmanlı İmparatorluğu savaştan yenik ayrılmış, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştı. Anlaşmaya göre Fahreddin Paşa’nın silah bırakıp Medine’yi teslim etmesi gerekiyordu.
İstanbul’dan gelen “Teslim ol” emirlerine Paşa’nın cevabı netti: “Ben Peygamber’in kabrini kendi ellerimle İngilizlere teslim edemem!” Mütarekeden sonra tam 72 gün daha, hiçbir yerden yardım almadan, sadece kendi inancıyla şehri savunmaya devam etti.
Sonunda kendi subaylarının da ısrarı ve şehre daha fazla zarar gelmemesi adına, adeta hileyle gözyaşları içinde ikna edildi. Medine’den ayrılırken Peygamber Efendimiz’in kabrine sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlaması, düşman askerlerinin bile saygısını kazanmıştı.
Bugünün Dünyasından Bakınca…
Bugün Hollywood filmlerinde izlediğimiz o büyük “kuşatma ve direniş” sahneleri var ya? Hiçbiri Medine Müdafaası’nın yanından bile geçemez. Fahreddin Paşa ve askerleri, sadece askeri bir başarıya değil, insan iradesinin ve sadakatinin sınırlarını zorlayan bir destana imza attılar.
Bir dahaki sefere imkansızlıklardan şikayet ettiğinizde, çölün ortasında çekirge yiyerek mukaddes bir şehri canı pahasına koruyan o kahramanları hatırlayın.