Selammmm harika sinemasever dostlarım, ekran başına toplanın bakalım! Yine içimi kıpır kıpır eden, izlerken bir yandan gözlerimi doldurup bir yandan gülücükler açtıran muazzam bir filmle geldim. Tabii filmi izlerken yanımda kim vardı dersiniz? Tabii ki bizim Erhan! Kendisi tam bir “Aman Almira, roket bilimi işte, altı üstü havaya uçacak” modunda çekirdeğini çitlerken benim ekrana kilitlenip heyecandan koltuğu tırmalamam tam bir komediydi. Neyse, Erhan’ın bu odunsu romantizmini bir kenara bırakıyorum ve sizi 1999 yapımı o nefis şahesere, October Sky (Ekim Düşü) filmine götürüyorum!

Filmimiz bizi 1950’lerin sonuna, Batı Virginia’daki küçük ve kapkaranlık bir madenci kasabasına götürüyor. Kasabadaki her gencin kaderi doğar doğmaz belli: Babası gibi o karanlık madene girmek! Ama bizim ana karakterimiz Homer Hickam (Jake Gyllenhaal’ın o çocuksu, pırıl pırıl hallerini görseniz ısırmak istersiniz!) bu kaderi kabullenmek istemiyor. Bir gece gökyüzünde Rusların fırlattığı Sputnik uydusunu görüyor ve “Ben roket yapacağım!” diye kafayı kırıyor.
İşte macera tam olarak burada başlıyor! Homer ve üç çatlak arkadaşı bir araya gelip roket denemelerine girişiyorlar. Tabii ilk denemeler tam bir fiyasko! Mahallenin çitlerini uçurmalar mı dersiniz, roketi nereye fırlattıklarını bilemeyip kaçışmalar mı… İzlerken “Haydi koçum, bu sefer uçacak!” diye çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Erhan bir ara “Almira bahçeyi yakacaklar, kalk çay koy” diye beni gerçek dünyaya döndürmeye çalışsa da ben ekrana yapışmış durumdaydım.

Filmin en kalbimi sızlatan yeri ise Homer’ın madenci olan babasıyla yaşadığı çatışmalardı. Bir yanda oğlunun toprağın altına girmesini isteyen babası, diğer yanda gözü hep gökyüzünde olan Homer… Aralarındaki o duygusal gerilim, o inatlaşmalar gerçekten insanın boğazını düğümlüyor. Ama öğretmenlerinin onlara olan inancı ve çocukların o vazgeçmeyen azmi yok mu? İşte o anlarda sevinçten havalara uçmak istiyorsunuz!
Bence Film Kömür kokulu kapkaranlık bir kasabadan, gökyüzünün sonsuz maviliğine uzanan; inancın, dostluğun ve “yapamazsın” diyenlere kapak yapmanın en tatlı hikayesi!
Aaa unutmadan şunu da ekleyeyim! Bu film aslında bizim yerli bir filme çok ama çok benziyor. Bizim filmimiz tamamen gerçek bir hikayeden uyarlama; onu zaten büyük ihtimalle duymuş, görmüş hatta izlemişsinizdir. Ama hâlâ izlemediyseniz kesinlikle ama kesinlikle açıp izleyin derim! “Peki Almira, hangi film bu?” diye merak edenleriniz olabilir, hemen söyleyeyim: Bandırma Füze Kulübü! İki filmin o azimli, pes etmeyen ruhu o kadar birbirine benziyor ki izlerken gururlanmamak elde değil!
Peki siz bu efsane filmi daha önce izlediniz mi? Homer ve arkadaşlarının o roketleri fırlatırkenki heyecanını siz de benim gibi kalbinizde hissettiniz mi, yoksa Erhan gibi “altı üstü metal parçası” diyenlerden misiniz? Ya da Bandırma Füze Kulübü’nü izleyip ikisini kıyaslayanınız oldu mu? Yorumlarda benimle buluşun, üzerine bolca lakırdı edelim!