Bugün yine kalbimizin sol tarafını acıtan, insanlığın ortak vicdanını derinden yaralayan haberlerle karşınızdayım. Uzun zamandır gözümüzün, kulağımızın ve aslında ruhumuzun bir parçasının takılı kaldığı topraklardan, işgal altındaki Filistin’den çok ağır veriler ve yürek yakan gelişmeler ulaştı elimize. Gelin, orada tam olarak ne olduğuna, rakamların arkasında saklanan o gerçek insan hikayelerine birlikte bakalım.
Batı Şeria’da Dehşet Dakikaları: Evler Basıldı, Hayvanlar Mahsur Kaldı
İsrail askerlerinin koruması altındaki yaklaşık 30 silahlı İsrailli grup, El-Halil kentinin Mesafir Yatta bölgesinde bulunan Ummu Hayr köyüne adeta bir kabus gibi çöktü. Köyün girişini kapatarak Filistinlilerin evlerine saldıran ve köy sakinlerini darbeden bu gruplar, 6 Filistinliyi yaraladı.
Olayın ardından bölgeyi “askeri bölge” ilan eden İsrail ordusu, Filistinli Salim Hezelin’in evini iki gün boyunca giriş çıkışa kapattı. İşin en acımasız yönlerinden biri de şu: Aile fertlerinin evlerine ve ağıllarına ulaşması engellenince, içerideki hayvanlar susuz ve yiyeceksiz mahsur kaldı. Sadece insanlara değil, doğaya ve masum hayvanlara da uzanan bu şiddet Sarmalı, Yatta beldesinde elektrik tellerinin kesilmesi ve çitlerin tahrip edilmesiyle devam etti.
Acı Bilanço: 6 Ayda 11 Binden Fazla Saldırı
Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Heyeti Başkanı Müeyyid Şaban’ın yayımladığı son rapor, durumun anlık bir gerilimden çok daha fazlası olduğunu gösteriyor. 2026’nın ilk altı ayında işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te tam 11 bin 74 saldırı düzenlendi.
Bu saldırılar sadece taşla, sopayla ya da silahla yapılmıyor; coğrafyayı ve insan hayatını kökten değiştirmeyi amaçlıyor:
-
Zorla yerinden etme: 18 bedevi topluluğu tamamen, 8’i ise kısmen evlerinden sürüldü.
-
Doğa katliamı: Filistinlilerin en büyük geçim kaynağı olan 26 bin 395’i zeytin ağacı olmak üzere toplam 45 bin 195 ağaç kesildi ya da söküldü.
-
Yapı yıkımları: 341 yıkım faaliyetiyle 740 yapı yerle bir edildi; bu yıkımlardan 546 çocuk ve 431 kadın doğrudan etkilendi.
-
Arazi gasbı: “Devlet arazisi” adı altında 4 bin 379 dönümden fazla toprağa el konuldu ve Tel Aviv hükümeti tarafından onlarca yeni yasadışı yerleşim birimi onaylandı.

Bir Kontrol Noktası ve 4 Aylık Bir Bebeğin Sonu
Belki de bu raporun içindeki en dayanılmaz haber Ramallah’tan geldi. Hastaneye yetiştirilmeye çalışılan 4 aylık Ahmed Maruf Zeyd isimli bir bebek, İsrail askeri kontrol noktasında bir saatten fazla bekletildi. Oksijen yetersizliği çeken ve nöbetler geçiren küçücük bir can, o bariyerleri aşamadığı için hayata gözlerini yumdu. Filistin Dışişleri Bakanlığı, bu askeri kontrol noktalarının artık birer “ölüm noktası” ve sivilleri öldürme aracı haline geldiğini belirterek haklı bir isyanda bulundu.
Kan donduran Görüntü: Hareket Halindeki Araca El Bombası
Tüm bunlar yetmezmiş gibi Doğu Kudüs’teki Kalendiya Mülteci Kampı’ndan yansıyan bir video izleyenlerin kanını dondurdu. Bir araçta oturan Filistinli gençlerin yanına yaklaşan İsrail polisi, aracın içine el bombası attı. Gençlerden bazıları kendini dışarı atmayı başarsa da, sürücü koltuğundaki gencin kapısı bir polis tarafından arkadan tutularak dışarı çıkması engellendi. Gelen tepkiler üzerine İsrail polisi, memurun görevden uzaklaştırıldığını ve soruşturma açıldığını duyurdu ancak o aracın içindeki gencin durumunun ne olduğu henüz bilinmiyor.
Bu Yaşananlar Dünya İçin Ne Anlama Geliyor?
Dostlar, yukarıda paylaştığım tüm bu detaylar bize sadece bir çatışma bölgesinin istatistiklerini vermiyor. Bu durum, insanlığın en temel hakkı olan “yaşama ve barınma hakkının” küresel gözler önünde nasıl hiçe sayıldığının açık bir kanıtı.
Bir bebeğin hastaneye gidemediği için can vermesi, asırlık zeytin ağaçlarının köklerinden sökülmesi ve insanların kendi evlerine yabancılaştırılması, sadece Filistin’in değil, tüm dünyanın adalet duygusunun zedelenmesidir. Uluslararası hukukun ve cezasızlık kültürünün bu denli kanıksanması, gelecekte tüm dünya genelinde insan hakları savunuculuğunu zayıflatma riski taşıyor. Dünya, coğrafi sınırları yeniden çizmek adına insanlığın sınırlarının çiğnenmesine daha ne kadar sessiz kalacak?
Dünyanın dört bir yanından en doğru ve samimi analizlerle gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim. Sizin bu yaşananlar hakkındaki düşünceleriniz neler? Uluslararası toplumun bu sessizliği nasıl bozulabilir?