Kudüs’te Gergin Sabah: İsrail Seçimlerinin Gölgesinde Mescid-i Aksa’ya Baskın
Kudüs… Tarihin, inancın ve ne yazık ki dinmeyen gerilimlerin kalbi. Her taşında ayrı bir hikâye, her sokağında asırlık izler barındıran bu kadim şehir, güne yine endişe verici bir haberle uyandı. İsrail’de sandıkların kurulduğu genel seçim sabahında, Filistin topraklarını gasbeden onlarca fanatik İsrailli grup, işgal altındaki Doğu Kudüs’te yer alan Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi.
Seçim Sabahı Megaribe Kapısı’ndan Girdiler
Kudüs Valiliği tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, İsrail güvenlik güçlerinin yoğun koruması altında hareket eden grup, Megaribe Kapısı’nı kullanarak Mescid-i Aksa avlusuna adım attı. Kutsal mabedin avlusunda kışkırtıcı turlar atan fanatik gruplar, Müslümanların kutsal mekânında dini ritüellerini gerçekleştirdi.
Bu durum, bölgede yıllardır korunan hassas dengeleri bir kez daha sarsmış durumda. Peki bu baskınlar hukuki ve tarihi olarak ne anlama geliyor?
-
Statüko İhlali: Mescid-i Aksa, İsrail ile Ürdün arasında 1994 yılında imzalanan barış antlaşması uyarınca Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresi’nin himayesinde bulunuyor.
-
Tek Taraflı Girişler: Yahudiler, 2003 yılından bu yana Kudüs İslami Vakıflar İdaresi’nin izni olmaksızın, İsrail polisinin escortluğunda avluya giriyor. Vakıf, bu durumu doğrudan Müslüman egemenliğinin ihlali ve bir “baskın” olarak nitelendiriyor.
-
Tartışmalı Kazılar: İsrailli gruplar, Kıble Mescidi ve Kubbetü’s-Sahra’yı da içeren külliyenin altında “Süleyman Mabedi” kalıntılarının olduğunu iddia ederek kazı çalışmalarını sürdürüyor.
-
Din Adamları Bile Karşı: İşin dikkat çeken bir diğer boyutu ise, İsrail’deki Ultra-Ortodoks Yahudi din adamlarının çoğunluğunun, dini inançları gereği Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya girmesinin dinen yasak olduğunu açıkça belirtmesi.

Bu Tablo Hayata, İnsana ve Dünyaya Ne Söylüyor?
Değerli dostlar, siyasi hesapların ve seçim atmosferlerinin gölgesinde kutsal mekânların birer araç haline getirilmesi, sadece Orta Doğu’yu değil, tüm insanlığın vicdanını yaralayan bir durum. Kutsal sayılan bir mabedin, barışın ve huzurun simgesi olması gerekirken siyasi güç gösterilerine sahne olması oldukça üzücü.
İnanç özgürlüğü ve ibadet hakkı, insanlığın en temel ortak değerlerindendir. Bir dinin kutsal mekânına, siyasi konjonktür ne olursa olsun saygı duyulmaması, halklar arasındaki nefret tohumlarını büyütmekten başka bir işe yaramıyor. Dünya genelinde huzur ve adalet arıyorsak, önce birbirimizin kutsallarına, tarihine ve hukukuna saygı duymayı öğrenmek zorundayız. Çünkü bir yerde adalet ve saygı zedelendiğinde, bunun yankısı tüm dünyada hissedilir.