Gökyüzünde Park Yeri Kavgası mı, Güvenlik Krizi mi? ABD ve İsrail Arasında “Tanker Uçak” Çıkmazı
Bugün yine haritayı önümüze açtık ve diplomatik koridorlardan sivil havacılık koridorlarına uzanan, kulağa ilk başta şaşırtıcı gelen ama derinlemesine incelediğimizde Orta Doğu’nun o bitmek bilmeyen gerginliğini iliklerimize kadar hissettiren bir krizle karşınızdayım.
Mesele şu: Dünyanın iki sıkı müttefiki olan ABD ve İsrail, Tel Aviv’deki Ben-Gurion Havalimanı’nda konuşlu Amerikan yakıt ikmal (tanker) uçaklarının nereye park edileceği konusunda resmen birbirine girmiş durumda. Gelin bu “park yeri” krizinin perde arkasına ve hayatımıza olan etkilerine birlikte bakalım.
Anlaşma Sağlandı Sanılmıştı Ama Pentagon “Hayır” Dedi
İsrail Ulaştırma Bakanlığı, ABD askeri unsurlarının başka bir bölgeye taşınması konusunda bir orta yol bulunduğunu müjdeler gibi açıklamıştı. Ancak sahada durum hiç de öyle değil. Üst düzey ABD askeri kaynaklarından gelen bilgilere göre, Amerikan ordusu İsrail’in sunduğu alternatiflerin hiçbirini kabul etmiyor.
Krizin teknik boyutunda neler var?
-
Sıkışık Üsler: İsrail’in önerdiği diğer askeri üsler zaten kapasitesini aşmış durumda.
-
Güvenlik Standartları: Pentagon, önerilen yeni yerlerin kendi katı güvenlik ve operasyonel standartlarını karşılamadığını belirtiyor.
-
Acil Müdahale Riski: Olası bir kriz anında, uçakların bu alternatif üslerden anında tam kapasiteyle kalkış yapması imkansız görünüyor.
Kısacası Pentagon net bir dille şunu söylüyor: “Biz Ben-Gurion Havalimanı’nda kalıyoruz.”
Tatil Sezonu Savaş Hazırlığına Karşı: Sivil Uçuşlar Tehlikede mi?
İşte olayın bizi, yani sıradan insanı en çok ilgilendiren insani boyutu tam da burada başlıyor. Yaz mevsiminin tam ortasındayız; insanların seyahat ettiği, sevdiklerine kavuştuğu ya da biraz olsun soluklanmak için tatile çıktığı o en yoğun dönem.
Ben-Gurion Havalimanı, İsrail’in dünyaya açılan can damarı. Havalimanında devasa askeri tanker uçaklarının bulunması, sivil uçuş trafiğini ciddi şekilde aksatıyor.
-
İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, sivil uçuş takviminin felç olmaması için bu uçakların kaldırılmasını ve sayılarının en fazla 20 ile sınırlandırılmasını istemişti.
-
Ancak askeri akıl ile sivil hayatın öncelikleri burada fena halde çatışıyor. ABD ordusu, Basra Körfezi’ndeki kendi üslerine yönelik olası bir saldırı gibi “en kötü senaryolara” hazırlanmak için bu havalimanını lojistik bir kale olarak kullanmakta kararlı.

Bu Kriz Bizim İçin Ne Anlama Geliyor?
İki ülkenin askeri bürokrasisinin bir havalimanı üzerinden restleşmesi, aslında bölgedeki pamuk ipliğine bağlı barışın ne kadar kırılgan olduğunun en somut kanıtı. Bir yanda tatil hayali kuran, uçağının rötarsız kalkmasını bekleyen sıradan insanlar; diğer yanda ise her an patlamaya hazır bir bölgesel savaşa karşı motorlarını sıcak tutmaya çalışan devasa savaş makineleri… Güvenlik ihtiyacı, sivil hayatın konforunu ve özgürlüğünü bir kez daha gölgede bırakıyor.
Bu krizin, sivil havacılığı aksatmasının ötesinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın doğrudan müdahalesini gerektiren diplomatik bir düğüme dönüşmesi, Orta Doğu’daki güç dengelerinin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösteriyor. İran ile yaşanan gerilim dalgaları arasında bir gidip bir gelen bu tanker uçaklar, sadece havada yakıt ikmali yapmıyor; aynı zamanda bölgedeki gerilimi de sürekli taze tutuyor.
Dünya sahnesindeki bu ve benzeri gelişmeleri, insani yönlerini kaçırmadan takip etmek için dadmedya‘da kalmaya devam edin. Gökyüzünün sadece barışçıl sivil uçuşlara ev sahipliği yaptığı günlerde buluşmak dileğiyle…