Sinema salonunun o büyüleyici karanlığına adım attığımda, dışarıdaki dünyanın tüm o gürültülü patırtısı kapının ardında kalır sanıyordum; ama yanılmışım dostlar! Christopher Nolan’ın son bombası The Odyssey, daha vizyona girmeden klavye şövalyelerinin, sosyal medya trollerinin ve “woke” avcılarının hedef tahtası haline geldi. Homeros’un asırlık destanını beyaz perdeye taşımaya cüret eden Nolan’a karşı öyle bir karalama kampanyası başlatıldı ki, sanırsınız adam sinema salonlarını ateşe vermeye niyetlenmiş. Ancak bu yapay öfke dalgası öyle bir patladı ki, troller kendi kazdıkları kuyuya düştü. Kervan yürür, köpek havlar misali; film açılış hafta sonunda küresel çapta 200 milyon dolarlık bir gişe canavarına dönüşerek trolleri perişan etti. Hadi gelin, bu fırtınanın arkasındaki trajikomik başarısızlığı hep birlikte masaya yatıralım.
Klavyelerin Efendileri ve İçi Boş Öfke Lobisi
Sosyal medyanın o dipsiz kuyusunda, özellikle TikTok ve Reddit gibi platformlarda dönen muhabbetleri izlerken “Aman sabahlar olmasın” dedim. Neymiş efendim? Oyuncu kadrosu tarihsel olarak doğru değilmiş! Yok Helen’i niye Lupita Nyong’o oynamış, yok Elliot Page’in orada ne işi varmış… Yahu her şeyden önce, elinizi vicdanınıza koyun; The Odyssey (Odysseia) tarihi bir belgesel mi, yoksa mitolojik bir kurgu mu? Mitolojik yaratıkların, tek gözlü devlerin cirit attığı bir evrende “tarihsel doğruluk” aramak, çölde kutup ayısı aramaya benzer!
“Klavye başında ahkam kesmek kolaydır ama sinemanın büyüsü, o sahte öfkeyi her zaman tek nefeste yutar.”
Trollerin diline doladığı “Go woke, go broke” (Woke olursan, batarsın) sloganı, sinema tarihinin en büyük klişelerinden biri haline geldi. Hatırlayın, aynı tayfa Barbie filmi için de salyalarını akıtarak boykot çağrıları yapıyordu. Sonuç ne oldu? Film milyar dolarlık hasılat barajını devirdi. Nolan’ın başyapıtında da senaryo değişmedi; sahte hesaplar ve bot ordularıyla körüklenen o linç kültürü, sinema seyircisinin gerçek sanata olan açlığı karşısında adeta buz gibi eridi.

Trollerin Çöküşünü Hazırlayan 3 Büyük Hata
Seyircinin trolleri neden ciddiye almadığını anlamak için bu linç tayfasının düştüğü absürt hatalara yakından bakmak gerekiyor. Dadmedya ekibinin de sıkça vurguladığı gibi, dijital dünyada yaratılan algılar gerçek hayattaki gişe kuyruklarında sökmüyor. (artık)
-
Mit ile Tarihi Birbirine Karıştırmak: Linç tayfası filmi muhtemelen 2004 yapımı Troy (Truva) filminin devamı sanıyordu. Oysa karşımızdaki hikaye, orduların çarpıştığı bir savaş filmi değil; canavarlarla, büyücülerle ve tanrılarla dolu fantastik bir eve dönüş yolculuğuydu.
-
Rollerin Büyüklüğünü Abartmak: İnternette koparılan fırtınada Helen ve Achilles karakterlerinin filmi “mahvedeceği” iddia ediliyordu. Oysa filmi izleyenler gördü ki, bu karakterler hikayede sadece birer kısa sahneden (cameo) ibaretti. Yani fırtına, bir bardak suda koparılmıştı.
-
Nolan Dehasını Hafife Almak: Matt Damon, Anne Hathaway ve Tom Holland gibi dev kadroyu arkasına alan, pratik efektlerin efendisi Christopher Nolan’ın sinematografik vizyonunu vizyonsuz trollerin baltalayabileceğini düşünmek zaten en büyük ahmaklıktı.

Seyirci Sinemayı, Troller İse Sadece Nefret Etmeyi Seviyor
Günün sonunda, sinema salonlarını dolduran binlerce insan o dört katlı devasa IMAX ekranlarında dillerin, renklerin ve metaforların nasıl muazzam bir uyum içinde eridiğine şahit oldu. Nolan, oyuncuları “kutucukları işaretlemek” için değil, yetenekleri için seçtiğini bir kez daha kanıtladı. Filmi izlemeden nefret kusan o bağnaz güruh ise, sinema tarihinin en görkemli zaferlerinden birini sadece uzaktan izlemekle yetindi. Neticede, “Zorla güzellik olmaz” derler ama iyi film, kendini zorla da olsa izletir ve alkışlatır!