Esad Sonrası Dönem: Ankara-Şam İttifakında Kırılgan Denge

Ankara-Şam İttifakında Kırılgan Denge

Türkiye’nin Suriye’deki Yeni Rejimle “Mecburi Ortaklık” Sınavı

Orta Doğu coğrafyası, tarih boyunca kırılma noktalarının ve ani jeopolitik dönüşümlerin merkezi olmuştur. Bu dönüşümlerin en radikallerinden biri, şüphesiz Şam’da yıllar süren Esad rejiminin çöküşü ve ardından kurulan yeni yönetim modeli oldu. Ankara için başlangıçta bir “kriz yönetimi” ve sınır güvenliğini sağlama odaklı bir “zorunluluk” olarak filizlenen Şam ile ilişkiler, bugün gelinen noktada resmi bir ittifakın sınırlarını zorluyor.

Ancak bu yeni dönem, sorunsuz bir bahar havasından ziyade, her iki aktörün de kendi kırmızı çizgilerini korumaya çalıştığı, dengelerin her an değişebileceği dinamik bir “mecburi ortaklık” sınavına dönüşmüş durumda.

Zorunluluktan Doğan Resmî İttifak

Esad rejiminin devrilmesinin ardından Şam’da ortaya çıkan güç vakumu, hem bölge ülkeleri hem de uluslararası aktörler için büyük bir belirsizlik dalgası yarattı. Ankara, sınır hatlarındaki terör koridoru riskini bertaraf etmek, kitlesel göç dalgalarını engellemek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü güvence altına almak adına Şam’ın yeni aktörleriyle masaya oturmak durumunda kaldı.

İlk aylarda “geçici bir diyalog zemini” olarak görülen bu temaslar, zamanla kurumsallaşarak resmi bir ortaklığa evrildi. Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı, istihbari iş birliği ve lojistik desteği, Şam’daki yeni yönetimin rüştünü ispat etmesinde ve ülke genelinde asayişi sağlamasında kritik bir kaldıraç işlevi gördü. Ankara için bu ittifak, sınır ötesi güvenliği hamasetle değil, masadaki diplomatik ve askeri ağırlıkla yönetme stratejisinin bir sonucuydu.

Şam’ın Bağımsızlık Arayışı ve Ankara’nın Garantörlük Rolü

İttifakın bugünkü en büyük kırılganlık noktalarından biri, Şam’daki yeni yönetimin kendi meşruiyetini ve bağımsız hareket alanını inşa etme arzusudur. Her yeni vizyoner yönetim gibi, Suriye’nin yeni liderliği de iç kamuoyuna ve uluslararası topluma “Ankara’nın gölgesinde bir yönetim” olmadıkları mesajını vermek istiyor. Ekonomi, dış ticaret ve bölgesel diplomasi alanlarında kendi bağımsız kanallarını açma çabası, Şam’ın en doğal refleksi olarak öne çıkıyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise Türkiye’nin “bölgesel güvenlik garantörlüğü” rolü bulunuyor. Ankara, Suriye topraklarında henüz taşlar tamamen yerine oturmamışken ve radikal unsurların asimetrik tehditleri sürerken, askeri ve stratejik denetimi elden bırakmak istemiyor. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi operasyon bölgelerindeki kazanımların korunması ve bu alanların güvenli geri dönüşler için istikrarlı tutulması Türkiye’nin birincil önceliğidir. Dolayısıyla, Şam’ın “tam bağımsızlık” alanı yaratma hızı ile Türkiye’nin “güvenlik garantörlüğü” esnekliği arasında hassas bir terazi kurulması gerekiyor.

Ankara-Şam İttifakında Kırılgan Denge
Ankara-Şam İttifakında Kırılgan Denge

Ortaklığın Önündeki Temel Kırılganlıklar

Ankara-Şam hattındaki bu resmi ortaklık yapısı, doğası gereği yapısal bazı riskleri bünyesinde barındırıyor:

  • Güven Demetlerinin Eksikliği: Yıllarca süren iç savaşın ardından kurulan yeni yapıda, bürokratik ve askeri kadroların birbirini tamamen asimile etmesi veya güvenmesi zaman alıyor.

  • Üçüncü Aktörlerin Baskısı: Körfez ülkeleri, İran, Rusya ve ABD gibi küresel ve bölgesel güçlerin Suriye üzerindeki ajandaları, Ankara-Şam ittifakını sabote edebilecek ya da yönünü değiştirebilecek dinamiklere sahip.

  • Ekonomik Entegrasyon Sınavı: Suriye’nin yeniden imarı, ticaret yollarının (özellikle M5 ve M4 otobanları) güvenli kullanımı ve gümrük kapılarının statüsü, siyasi söylemlerin ötesinde somut ve çözülmesi gereken pragmatik kriz alanlarıdır.

Ankara-Şam İttifakında Kırılgan Denge
Ankara-Şam İttifakında Kırılgan Denge

Gelecek Projeksiyonu: Riskler ve Fırsatlar

Türkiye için Suriye’deki yeni rejimle kurulan bu bağ, sadece bir dış politika tercihi değil; iç siyaseti, ekonomiyi ve ulusal güvenliği doğrudan etkileyen bir iç hukuk meselesi haline gelmiştir. Önümüzdeki süreçte bu ortaklığın sürdürülebilirliği, tarafların birbirlerinin yapısal ihtiyaçlarına ne kadar saygı duyacağıyla ölçülecektir.

Şam, Ankara’nın güvenlik endişelerini ve terörle mücadeledeki tavizsiz duruşunu formüle etmek zorundadır. Ankara ise Şam’ın egemenlik haklarını zedelemeden, onu bölgesel sistemle entegre edecek yapıcı bir hamiliğe odaklanmalıdır. “Mecburi ortaklık”, her iki başkentin de rasyonel zeminde kalması durumunda, Orta Doğu’da uzun süredir hasreti çekilen kalıcı istikrar kapısını aralayabilir. Ancak duygusal ve ani refleksler, bu taze ittifakı her an yeni bir kırılma noktasına sürükleme potansiyeline de sahiptir.

Paylaş:

, Kategorisinden

5 1 Puan
Konuyu Değerlendir
Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler