Bugün seninle, hani o içimizdeki sönmeye yüz tutmuş ateşi harlayacak, koştukça milyonları peşinden sürükleyen, sadece bir at değil, bir dönemin umudu olan o güzel siyahtan, Bold Pilot’tan konuşacağız. Mendillerini hazırladıysan, kalbinin kapılarını araladıysan başlayalım. Unutmadan anlatacağım film gerçek bir hikaye…
Künye: Bir Mucizenin Anatomisi
-
Yönetmen: Ahmet Katıksız
-
Senaryo: Ahmet Katıksız, Serkan Yörük
-
Oyuncular: Ekin Koç (Halis Karataş), Farah Zeynep Abdullah (Begüm Atman), Fikret Kuşkan (Özdemir Atman)
-
Tür: Biyografi, Dram, Spor
-
Vizyon Yılı: 2018
Yağmurlu Bir Günde Doğan Güneş: Efsanenin Hikayesi
Hikaye, köyünden çıkıp jokey olma hayaliyle İstanbul’a gelen gencecik, mağrur bir delikanlının, Halis Karataş’ın adımlarıyla başlıyor. Ama bu hikaye sadece hipodrom tozunu yutanların hikayesi değil. Bu, Atman ekürisinin, vizyoner atçılık dehası Özdemir Atman’ın ve onun dünyalar güzeli, amansız bir hastalıkla pençeleşen kızı Begüm Atman’ın hikayesi.
Ve tabii ki… Bold Pilot.
O, alelade bir safkan değildi. Huysuzdu, asiydi, start kutusuna girmeyi reddedecek kadar özgürlüğüne düşkündü. İnsanların “bundan bir şey olmaz” dediği o kapkara asil ruh, Halis’in şefkatli ellerinde, Begüm’ün sevgi dolu bakışlarında adeta evrildi. 90’ların o karanlık, kasvetli, siyasi ve ekonomik krizlerle boğuşan Türkiye’sinde, Bold Pilot hipodroma çıktığında zaman dururdu. O, yarışa hep en arkada başlardı. Tıpkı hayata geride başlayan bizler gibi… Herkes öne fırlarken o sakin kalır, son düzlükte sanki ayakları yere değmiyormuş gibi, tırnaklarını piste kazıya kazıya, rüzgarı arkasına alıp herkesi birer birer geçerdi. O geçerken, tribünlerde zengin fakir, sağcı solcu kalmazdı; herkes tek bir yürek olup “Bold Pilot!” diye bağırırdı. O, sadece bir birincilik kupasına değil, koca bir ülkenin kaybolan “başarabiliriz” inancına koşuyordu.

Kelimelerin Yetmediği Yerde Bir Safkan: Bold Pilot
Gel seninle biraz Bold Pilot’ın o derin gözlerine bakalım. O sadece koşmuyordu, adeta gökyüzüyle pist arasında bir köprü kuruyordu. Şairlerin kelimelerle yapamadığını, o nallarının ritmiyle yapıyordu; şiir yazıyordu yeşil çimlerin üzerine. 1996 yılındaki o tarihi Gazi Koşusu… 2.26.22’lik o efsanevi derece. Dile kolay, üzerinden otuz yıla yakın zaman geçti ama hâlâ o rekor kırılamadı. Neden biliyor musun? Çünkü o gün Bold Pilot, sadece gücüyle değil, Begüm’e olan aşkın, yaşama tutunma arzusunun gücüyle koştu.
Halis ile aralarındaki bağ, bir insanla bir hayvanın dostluğundan çok öteydi. İki yaralı ruhun, birbirini kelimesiz anlamasıydı. Bold Pilot start kutusunda huzursuzlandığında, koca hipodromun çıt çıkarmadan, nefesini tutarak “Boldi”nin sakinleşmesini beklemesi, Türk spor tarihinin gördüğü en büyük saygı duruşudur. O kapkara asil at, Begüm’ün hastalığına karşı amansız bir savaş açmıştı sanki. O kazandıkça Begüm yaşama tutunuyor, Begüm gülümsedikçe Bold Pilot rüzgar oluyordu.

Kamera Arkasındaki Ruh ve Oyunculuklar
Yönetmen Ahmet Katıksız, kamerayı sadece atların koşturduğu bir nesne olarak kullanmamış. Onun sinematografik dili, izleyiciyi o jokey odalarının ter kokusuna, ahırların o hüzünlü sessizliğine ve aşkın en saf hâline ortak ediyor. Yavaşlatılmış çekimler, Bold Pilot’ın her bir kasının hareketini, adeta bir bale sanatçısını izler gibi önümüze seriyor. Yönetmen, melodramın tuzağına düşmeden, gerçekliğin o çıplak ve vurucu gücünü gözler önüne seriyor.
Oyunculara gelirsek… Ekin Koç, Halis Karataş’ın o sessiz, azimli ve saygılı duruşunu içine öyle bir sindirmiş ki, izlerken karşındakinin bir oyuncu olduğunu unutuyorsun. Farah Zeynep Abdullah ise Begüm’ün o kırılgan ama bir o kadar da savaşçı ruhunu gözlerindeki o ışıkla bize geçiriyor. Hastalık sahnelerindeki o abartısız, yalın acı kalbimize saplanıyor. Ve Fikret Kuşkan… Özdemir Atman rolünde, bir babanın çaresizliğini ve bir beyefendinin asaletini o kadar muazzam dengeliyor ki, Türk sinemasının unutulmaz performansları arasına adını yazdırıyor.
Herkesin Dilindeki O Cümle: Eleştirmen ve İzleyici Yorumları
Sinema eleştirmenleri film çıktığında adeta fikir birliğine varmıştı: “Yeşilçam sıcaklığını modern sinema teknikleriyle birleştiren, ajitasyona kaçmadan gözyaşı döktürebilen nadir bir başyapıt.” Gerçekten de öyle. Filmi izleyen sinemaseverlerin yorumlarında ise hep aynı duygu hakim:
“At yarışından nefret eden beni bile hüngür hüngür ağlatan, hayata karşı umudumu tazeleyen bir film.”
Z kuşağı genç arkadaşlarımdan duyduğum şu söz ise içime dokunmuştu: “Abla, biz gerçek aşkı, pes etmemeyi meğer hiç görmemişiz. Bold Pilot bize kaybetmek üzereyken bile nasıl ayağa kalkılacağını öğretti.”

Benim Kalbimden Dökülenler: Son Düzlük
Ruh ortağım, buraya kadar filmin matematiğini, başarısını konuştuk ama şimdi izin ver, biraz içimi dökeyim sana. Bu filmi her izlediğimde, Bold Pilot o son düzlüğe çıkıp Halis Karataş atın kulağına fısıldadığında içimde bir şeyler kopuyor. Hayat bazen bizi de o dar start kutularına sıkıştırıyor, değil mi? Gelecek kaygısı, kırılan kalplerimiz, “asla yapamayacaksın” diyen dış sesler… Kendimizi en arkada, herkesten geride kalmış hissediyoruz.
İşte tam o anlarda Bold Pilot’ı hatırla. O kapkara asil atı, rüzgara meydan okuyan o yeleleri hatırla. Şampiyon olmak her zaman birinci gelmek değildir; şampiyon olmak, her şeye rağmen, sevdiğin için, inandığın değerler için son nefesine kadar o pistte kalabilmektir. Begüm ve Halis’in aşkı, Boldi’nin nallarında ölümsüzleşti. Onlar bize mucizelerin sadece masallarda olmadığını gösterdi.
Şimdi kahvemden son yudumu alırken sana sormak istiyorum: Sen kendi hayatının son düzlüğünde, o içindeki asil ruhu koşturmaya hazır mısın? Seni durduran start kutularını ne zaman kıracaksın?
Kesinlikle izlenmesi gereken bir film ve en az film kadar Ahu hanım anlatımınızda süper 🙂
Son dönemin en iyi yerli filmi bence.