Sirenin Sesini Duymayanlar Çağı: Trafikte Bencilliğin ve Empati Kaybının Anatomisi
Antalya’nın Alanya ilçesinde geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay, sosyal medyada ve toplumsal hafızamızda derin bir “Yine mi?” sarsıntısına yol açtı. Sirenlerini açmış, zamana karşı yarışan ve bir yangına ya da trafik kazasına müdahale etmeye giden bir itfaiye aracı… Ve onun önünde, aynasından yansıyan o devasa kırmızı kamyonu, kulakları tırmalayan o yardım çığlığını görmezden, duymazdan gelen bir otomobil sürücüsü.
Sonuç mu? Kanunun kestiği parmak acıdı: 46 bin TL idari para cezası, ehliyete 30 gün el koyma ve aracın 30 gün boyunca trafikten menedilmesi. Muhtemelen o direksiyonun başındaki “çok acelesi olan” beyefendi ya da hanımefendi, şimdi evinde otobüs saatlerine bakarak bu 30 günü nasıl geçireceğini düşünüyor. Ancak bu olay ne ilk ne de son. Son zamanlarda sokaklarımızda, caddelerimizde itfaiyeye, ambulansa, polise meydan okuyan, yol vermeyi bir “statü kaybı” veya “hız kesme aptallığı” olarak görenlerin sayısı kaygı verici bir hızla artıyor.
Peki, bizi bu noktaya ne getirdi? Bir insanın, bir başkasının canı veya malı alevler altındayken, altındaki metal yığınının hızını kesmemek için direnmesinin arkasında ne yatıyor? Gelin bu toplumsal yarayı hem sokaktaki yansımasıyla hem de psikoloji ve sosyolojinin merceğiyle masaya yatıralım.
Aynadaki Kırmızı Dev ve Direksiyondaki Küçük Dünyalar
Olayın somut analizine bakıldığında, karşımıza çıkan tablo tam bir trajikomedi. Alanya’daki sürücü, arkasından gelen aracın bir “itfaiye” olduğunu ve siren çaldığını fark etmediğini iddia edebilir mi? Günümüz teknolojisinde yalıtımı en iyi araç bile o desibeldeki bir sireni içeri alır. Kaldı ki, dikiz aynasına bakan her göz, o devasa kırmızı gövdeyi ve çakar ışıkları fark eder. Demek ki mesele “görmemek” veya “duymamak” değil; mesele “umursamamak”.
Geçiş üstünlüğü olan araçlara yol vermemek, sadece basit bir trafik kuralı ihlali değildir. Bu, doğrudan doğruya bir toplumsal sözleşme ihlalidir. İtfaiye o yolda keyif çatmak, sahilde tur atmak için siren çalmıyor. O aracın ulaştığı adreste belki bir çocuğun odası yanıyor, belki bir anne sıkışan araçtan çıkarılmayı bekliyor. Saniyelerin hayati önem taşıdığı bir denklemde, kendi konforunu o saniyelerin önüne koymak, kelimenin tam anlamıyla bir “kamusal vicdan tutulmasıdır”.
Sürücüye verilen 46 bin TL’lik ceza içimizi bir nebze soğutsa da, bu cezaların caydırıcılığının sadece cüzdanla sınırlı kalması toplumsal ahlakı tek başına tamir etmeye yetmiyor. Çünkü sorun cüzdanlarda değil, zihinlerde başlıyor.
Psikolojik Boyut: “Benim Zamanım, Senin Canından Değerli”
Bu sürücülerin psikolojik profiline baktığımızda karşımıza ilk çıkan kavram “akut narsisizm” ve “üstünlük illüzyonudur”. Direksiyon başına geçen modern insan, aracının kapılarını kapattığı an dış dünyadan izole, kendi krallığını kurduğunu zannediyor. O an yoldaki tek hak sahibi kendisidir. Arkadan gelen ambulans veya itfaiye, onun bu mikro krallığına, onun belirlediği seyir hızına yapılmış bir “saldırı” gibi algılanıyor.
Psikolojide “duyarsızlaşma” (desensitization) olarak adlandırılan durum da cabası. Her gün haberlerde izlediğimiz kazalar, yangınlar ve felaketler, bir süre sonra bireylerde “Bana olmaz” ya da “Başkalarının acısı beni ilgilendirmez” algısı yaratıyor. İtfaiye aracını gören sürücü, o aracın içindeki trajediyi içselleştiremiyor. O kırmızı kamyon onun için sadece “hızını kesecek bir engel”.
Bir de işin iğneleyici tarafı var: Yol vermeyen bu profiller, genellikle bir başka gün kendileri mağdur olduğunda dünyayı ayağa kaldıran ilk kişilerdir. Kendi evi yansa itfaiyenin geciktiği her saniye için devlete dava açmaya kalkanlar, bugün başkasının itfaiyesinin önüne takoz olanların ta kendisidir. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi adama?
Sosyolojik Boyut: Toplumsal Anomi ve Kuralsızlığın Kanıksanması
Meseleyi bireysel psikolojiden çıkarıp sosyolojik bir düzleme oturtursak, karşımıza Fransız sosyolog Émile Durkheim’ın “Anomi” yani kuralsızlık/toplumsal normların gevşemesi kavramı çıkar. Toplumda ortak değerler, empati bağları ve birbirine saygı mekanizmaları zayıfladığında, bireyler sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başlarlar.
Türkiye’de son yıllarda trafik, ne yazık ki bir ulaşım kültürü olmaktan çıkıp bir “güç savaşı arena”sına döndü. Büyük aracın küçük aracı sıkıştırdığı, lüks aracın şerit hakkını kendinde gördüğü, kurallara uyanların ise “enayi” olarak nitelendirildiği bir sosyolojik iklim yaratıldı. İşte bu iklimin en uç ve en çirkin meyvesi de, geçiş üstünlüğü olan acil durum araçlarına yol vermeyen bu “yol kapatanlar” zihniyetidir.
Toplumsal dayanışma bilinci yüksek olan ülkelerde, bir siren sesi duyulduğu an trafik adeta bir deniz gibi ikiye yarılır (Fermuar sistemi). Bizde ise siren sesini duyan bazı uyanıklar (!) hemen o aracın arkasına takılıp trafikten sıyrılma derdine düşer, bazıları ise “Neden ben yol veriyorum, yanımdaki versin” diyerek inatlaşır. Bu, toplumsal çürümenin ve “biz” bilincinin yok olup yerine “ben” canavarının oturmasının en net kanıtıdır.

Trafikte Güvenlik ve Yasal Yaptırımlar
Alanya’daki bu vaka, Türkiye’deki Karayolları Trafik Kanunu’nun 55. Maddesi (Geçiş üstünlüğü olan araçlara yol verilmesi zorunluluğu) kapsamında değerlendiriliyor.
2026 yılı itibarıyla güncellenen ceza oranları ve yasal yaptırımlar gösteriyor ki, devlet artık trafikteki bu fütursuzluğa göz açtırmıyor. Yollara yerleştirilen EDS (Elektronik Denetleme Sistemi) kameraları ve itfaiye/ambulans araçlarının üzerindeki araç içi kameralar, bu bencil sürücüleri anında tespit ediyor. Yani, “Kimse görmedi, aradan sıyrıldım” dönemi kapandı. Tek bir kamera kaydı, size hayatınızın en pahalı 30 gününü yaşatabiliyor.
Son Söz: Aynaya Bakma Vakti
Şimdi o Alanya caddelerinde itfaiyenin önünü kesen, 46 bin TL cezayı yiyip arabası çekilirken muhtemelen binbir bahane üreten sürücüye ve onun zihniyetindeki herkese sormak gerek: Değdi mi?
Kurtarmaya gittiği o candan, söndürmeye gittiği o yangından daha değerli neye sahiptiniz o an? Telefonunuza gelen bir mesaja mı bakıyordunuz, yoksa dinlediğiniz şarkının ritmini mi bozmak istemediniz? O direksiyon başında sergilediğiniz o küçük, ucuz güç gösterisi, bugün sizi hem maddi hem de manevi olarak toplumun gözünde ne duruma düşürdü?
Trafikte ambulansa, itfaiyeye yol vermek bir “lütuf” değil, insan olmanın en temel asgari şartıdır. Eğer bir gün o sirenin içindeki sesin sizin veya sevdiklerinizin çığlığı olabileceğini idrak edemiyorsan, ehliyetine 30 gün değil, ömür boyu el konulsa yeridir. Çünkü yollar araba kullanmayı bilenlerle değil, insan kalmayı başaranlarla güzelleşir.
Katıkada Bulunan Eda Nur Serbil‘e Teşekkürler