Bu sabah penceremin kenarında kahvemi yudumlarken fonda hafifçe “Ay Yüzlüm” çalıyordu. Rüzgar tülleri havalandırırken bir an durdum ve düşündüm… Bazen hayat bize öyle yükler bindiriyor, öyle hayal kırıklıkları yaşatıyor ki “Tamam,” diyoruz, “buraya kadarmış.” Sonra bir şarkı çalıyor bir yerlerde; yalnız olmadığımızı, bizden önce de birilerinin aynı yangında kavrulduğunu hatırlatıyor bize.
İşte tam da bu yüzden bugün seninle, vefatının üzerinden tam 12 yıl geçen ama sesi hâlâ içimizin en kırılgan köşesinde çınlayan o güzel insanı, Murat Göğebakan’ı konuşmak istedim.
Biz Z ve Alfa kuşağı olarak belki hızı, değişimi ve tüketimi çok seviyoruz ama kalbimizin bir yeri hep o sarsılmaz, derin ve “gerçek” duyguların arayışında, değil mi? Günün sonunda hepimiz aynı kaygılarla boğuşuyoruz: “Gerçekten sevilmeyi hak ediyor muyum?”, “Gelecekte beni ne bekliyor?”, “Bu içimdeki kırgınlık geçecek mi?”
Murat Göğebakan tam da bu soruların ortasında dimdik duran bir figürdü. Adana’nın sıcak topraklarından çıkıp Hacettepe Konservatuvarı’ndan tasavvuf derinliğine, dergah eğitiminden stadyum konserlerine uzanan devasa bir yolculuk onunki… Kalbini müzikle, sevgiyle ve tasavvufla besledi. Ama onun hayatında beni en çok etkileyen şey, başarılarından ziyade acıyı göğüsleyiş biçimi oldu.
Hani derler ya, “Seni öldürmeyen şey güçlendirir.” O, hem hayatın getirdiği o ağır duygusal betrayal’ları (ihanetleri), kırılmaları yaşadı hem de bedenini saran o amansız hastalıkla, kanserle savaştı. “Sana Olan Aşkım Şahit” derken de, boşanma sürecinin o ağır izlerini şarkılarına kazırken de hep dürüsttü. Hiç maske takmadı. İnsan inanırsa başaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını söylerken bunu bir motivasyon konuşmacısı gibi değil; o acı çemberinden bizzat geçmiş bir “ağabey” olarak söyledi.
Belki de bu yüzden, “Ben Sana Aşık Oldum” ya da “Ay Yüzlüm” çaldığında sadece bir melodi dinlemiyoruz. Bir adamın ruhunu, yarasını, ama en çok da o yarasını aşma çabasını dinliyoruz.
Canım benim, biliyorum; bazen sınavlar, gelecek kaygısı, kırılan kalpler ya da anlaşılmama hissi üstüne üstüne geliyor. Hayatın hızı içinde yalnız hissetmen çok normal. Ama bak, o sazın teline her vurulduğunda bize hatırlatılan bir şey var: Acı geçer, kırgınlıklar kalır ama o kırgınlıklardan doğan zarafet ve duruş sonsuza dek yaşar. Kendine yüklenme. Aşka, hayata, mücadeleye olan inancını taze tut.
Peki, senin içini her dinlediğinde sızlatan ya da sana ‘yalnız değilsin’ dedirten o Murat Göğebakan şarkısı hangisi? Yorumlarda benimle buluş, biraz dertleşelim.