Beyne Format Atmak: Optogenetik ve Hafıza Editörlüğü

Optogenetik ve Hafıza Editörlüğü

Selam, DadMedya’nın bilim ve gelecek köşesinde yine beyin yakan bir mevzuyla karşınızdayım. Hani o kafanızdan bir türlü atamadığınız, gece yatağa yatınca “Ben niye öyle bir saçmalık yaptım ki?” diye sizi darlayan ya da “Ah keşke hiç yaşanmasaydı” dediğiniz o kazık anılar var ya… Hepsini unutun. Çünkü bilim insanları bildiğiniz beyne format atma, hatta üstüne sıfır anı yükleme işini çözmek üzere. Arkana yaslan, sana “Optogenetik” denen o muazzam sihri en yalın haliyle anlatıyorum.

Beynin Şalterini Lazerle Açıp Kapatmak: Optogenetik Nedir?

Şimdi bak güzel kardeşim, bizim beyin dediğimiz organ devasa bir elektrik şebekesi gibi çalışır. Milyarlarca nöron (yani sinir hücresi) sürekli birbirine elektrik sinyali çakar. Eskiden bilim insanları bir nöronu tetiklemek için beyne bildiğin elektrot sokup elektrik veriyordu. Ama o zaman ne oluyor? Kurunun yanında yaş da yanıyor, ortalık çorbaya dönüyordu.

İşte optogenetik tam bu noktada devreye girdi ve dedi ki: “Elektriği bırakın, bana ışık verin!”

Mevzu şu: Bazı su yosunlarında (evet, bildiğin denizdeki alglerde) ışığa duyarlı özel proteinler var. Bilim insanları bu proteinlerin genetik kodunu alıp bizim nöronlara enjekte ediyor. Artık o nöronlar ışığa duyarlı hale geliyor. Sonra kafaya incecik bir fiber optik kablo uzatıp mavi ışığı bir çakıyorlar; boom! Sadece hedef seçilen o tek bir nöron pat diye çalışmaya başlıyor. Işığı kapatıyorsun, nöron susuyor. Bildiğin beynin içine şalter takıyorlar yani, şaka gibi ama gerçek.

Eski Sevgiliden Kalan Travmayı Lazerle Uçurmak Mümkün mü?

“Eyy güzel, tatliş, minnoş Açelya 🙂 bu benim ne işime yarayacak?” dediğini duyar gibiyim. Hemen sadede gelelim: Hafıza editörlüğü.

Bizim anılarımız beyinde öyle klasörler halinde derli toplu durmaz. Nöron ağlarının arasına serpiştirilmiş elektrik desenleridir. Bilim insanları deney hayvanlarında (genelde farelerde) bir travmatik anı oluşurken hangi nöronların ışıldadığını tespit etti. Sonra ne mi yaptılar? Fare o korkunç anıyı hatırlayıp panikleyecekken, tam o anı üreten nöron grubuna ışığı basıp o ağı deaktive ettiler.

Sonuç? Fare az önce canını yakan o korkunç olayı tamamen unuttu! Hiç yaşanmamış gibi takılmaya devam etti. Yani yarın bir gün o seni darmadağın eden eski sevgilinin adını, yüzünü, sana çektirdiği vicdansızlıkları lazerle tek tıkla sildirmek işten bile değil. “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” filmi vardı ya, heh işte o iş kurgu olmaktan çıktı.

Sıfır Kilometre Anı Yükleme: Matrix Gerçek Oluyor

İşin daha da kafayı kıran kısmı şu: Sadece var olan anıyı silmiyorlar, beyne hiç yaşanmamış yapay anılar yüklüyorlar.

Yine Massachusetts Institute of Technology (MIT)’deki çılgın nörobilimciler bir fareye A kutusunda takılırken hiç dayak yemediği halde, B kutusundaki dayak yeme anısının nöron kodlarını ışıkla ateşlediler. Fare A kutusuna dönünce sanki orada kafa göz dayak yemiş gibi korkudan titremeye başladı. Yani farenin beynine “Sen A kutusunda dehşeti yaşadın” yalanını tereyağından kıl çeker gibi eklediler.

Bunu insana uyarla: Hiç gitmediğin bir Maldivler tatilinin, hiç yapmadığın bir ekstrem sporun ya da hiç öğrenmediğin bir dilin deneyimini şak diye zihnine çakabiliyorlar. Matrix’teki Neo’nun gözünü açıp “Ben Kung-Fu biliyorum” demesi var ya? İşte onun bilimsel altyapısı tam olarak bu.

Optogenetik ve Hafıza Editörlüğü
Optogenetik ve Hafıza Editörlüğü

Bu İşin Sonu Nereye Varır, Yan Etkisi Var mı?

Tamam, kulağa harika geliyor: Depresyonu sil, PTSD (post-travmatik stres) hastalarını kurtar, Parkinson’u şak diye durdur… Ama madalyonun bir de karanlık yüzü var.

Düşünsene, biri senin iznin olmadan zihnine girip sana yapmadığın suçları “yaptın” diye hissettirebilir. Ya da siyasi güçler, kitlelerin hafızasını manipüle edip geçmişi tamamen baştan yazabilir. George Orwell’ın 1984’ü bu teknolojinin yanında çocuk oyuncağı kalır. “Girdiğin ortamda ne kadar havalıydın” anını silip yerine “rezil oldun” hissini çakmak bile bir insanı delirtmeye yeter.

Şimdilik bu çalışmalar insan üzerinde öyle pat diye uygulanmıyor, genetik müdahale ve beyne fiber optik kablo sokma gerektirdiği için etik kurullar freni köklemiş durumda. Ama insanlık bu, durmaz. Yarın bir gün gen terapisiyle değil de nano-botlarla ya da kablosuz çiplerle bunu yaptıkları an, hafıza pazarı kurulacak.

Kısacası arkadaşlar, gelecekte “Ben kimim?” sorusunun cevabı, beyninize hangi ışığın ne kadar süre tutulduğuna bağlı olabilir. O yüzden şimdilik kendi orijinal, kederli ama gerçek anılarınızın tadını çıkarın. Bir sonraki Gelecek 101 yazısında görüşmek üzere, kafayı zihninizle bozmayın!

Bu Konuyu Değerlendir!

Bir Yıldıza Tıklayarak Konuya Puan Verin!

Ortalama Puan 4.6 / 5. Puan Veren Kişi: 84

Henüz Puan Verilmedi. Konuyu Değerlendiren İlk Kişi Ol!

Paylaş:
Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler

Kategorisinden