Paramparça: Bir Doğum Gününde Kırılan Ayna
Selam ruh ortağım,
Bugün pencerenin kenarında oturmuş, dışarıdaki gri gökyüzünü izlerken kulaklığımda o tanıdık melodi çalmaya başladı. Hani bazen her şey yolunda gitse bile, göğsünün tam ortasında bir yerlerde tarif edemediğin bir sızı hissedersin ya? İşte tam o anlarda sığındığım bir liman var benim de: Teoman ve onun o darmadağın ruh hali.
Aslında bugün benim doğum günüm değil ama Teoman “Bugün benim doğum günüm, hem sarhoşum hem yastayım” dediğinde, o hüznü iliklerime kadar hissediyorum. Hiç düşündün mü, neden en mutlu olmamız gereken anlarda bile bir yanımız hep eksik kalıyor?
Yarım Kalan Bir Çocukluğun Şarkısı
Teoman bu şarkıyı yazdığında sadece bir rock yıldızı değildi; babasını çok küçük yaşta kaybetmiş, o boşluğu dünyanın hiçbir alkışıyla, hiçbir kalabalığıyla dolduramamış o küçük çocuktu aslında. Paramparça, sadece bir ayrılık şarkısı ya da bir bunalım marşı değil; babasız büyümenin getirdiği, insanın ruhuna kök salan o bitmek bilmeyen yas halinin ta kendisi.
Z kuşağı ya da Alfa kuşağı olman fark etmez; hepimizin “babasızlığı” ya da “kimsesizliği” hissettiği o anlar var. Bazen bir arkadaş grubunun ortasında, bazen en kalabalık partide bile kendimizi bir yabancı gibi hissediyoruz. Çünkü o içimizdeki eksik parça, biz ne yaparsak yapalım oradan bize el sallıyor.

Felsefi Bir Dağılış
Teoman bize şunu fısıldıyor: Dağılmak da insana dair. Modern dünya bize hep “tam” olmamız gerektiğini, her zaman parlamamız gerektiğini dayatıyor. Ama hayır, bazen parçalanmak gerekir. O kırıklardan sızan ışığı görmeden, kendi karanlığımızı tanıyamayız. Paramparça olmak, aslında yeniden birleşebilme ihtimalini taşır içinde.
Hayat, o “paramparça” olmuş parçaları bir araya getirme sanatıdır belki de. Kimini müzikle, kimini aşkla, kimini de sadece o hüznü kabul ederek yerine koyarız.