Marslı (The Martian): Kızıl Gezegende Hayatta Kalma Sanatı ve Patatesin Gücü
Uzay boşluğu acımasızdır, adamın gözünün yaşına bakmaz; ama işin içine kıvrak zekalı bir botanikçi, sağlam bir mizah anlayışı ve “taşı sıksa suyunu çıkarır” dedirten bir yaşama hırsı eklerseniz, ortaya Marslı (The Martian) gibi modern bir sinema şaheseri çıkar. Ben Aydın Mtc, nam-ı diğer iflah olmaz sinema aşığı dostunuz! Bugün sizlerle, 225 milyon kilometre ötede, çorak bir gezegende tek başına bırakılmış bir adamın evrene kafa tutuşunu konuşacağız. Arkamıza yaslanalım; çünkü bu film sadece bir hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda insanın zihinsel kapasitesinin ve bilimin, tabiatın en vahşi haline attığı kallavi bir tokattır!

Kitaptan Beyazperdeye: Andy Weir Zekası ve Ridley Scott Dokunuşu
Her şey, bilgisayar programcısı Andy Weir’in kişisel blogunda bölüm bölüm yazdığı, tamamen “bilimsel mastürbasyon” (iyi anlamda!) niteliğindeki o harika romanla başladı. Weir, hesabı kitabı o kadar milimetrik yapmıştı ki, kitap kısa sürede bilimkurgu sevdalılarının kutsal kasesi haline geldi.
E tabii Hollywood bu madeni boş geçer mi? Geçmez! Projenin başına, Alien ve Blade Runner gibi efsanelerle türün babası sayılan Ridley Scott getirildi. Scott usta, son yıllardaki o kasvetli ve karanlık tarzını bir kenara bırakıp, senarist Drew Goddard’ın kaleminden çıkan o muazzam enerjik metne ruh üfledi. Kitabın o ağır matematiksel ve bilimsel jargonu, seyirciyi baymadan, “vay anasını sayın seyirciler” dedirtecek bir akıcılıkta perdeye uyarlandı.
Mark Watney’nin Psikolojisi: Yalnızlık, Mizah ve İnat
Gelelim işin can alıcı noktasına: Psikoloji. Normal şartlarda Mars’ta tek başına kaldığını anlayan bir insanın yapacağı ilk şey, cenin pozisyonunda kıvrılıp ağlayarak oksijeninin bitmesini beklemektir. Ama bizim Mark Watney (Matt Damon) ne yapıyor?
“Bu işin içinden bilim yaparak çıkacağım!” (I’m gonna science the sh*t out of this!)
Watney’nin psikolojik savunma mekanizması şikayet etmek değil, çözüm üretmek ve alay etmek. Disco müziklerinden nefret etmesine rağmen onlarla dalga geçerek hayatta kalıyor. “Umut fakirin ekmeğidir” derler ya, Watney’nin umudu da bilimdi. Kendi gübresinden patates yetiştirirken aslında zihinsel bir maraton koşuyordu. İnsan doğasının o muazzam adaptasyon yeteneği ve delirmemek için mizaha tutunma çabası, filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Adam Mars’ta resmen kendi krallığını ilan edip, yalnızlığa “sen kimsin köpek!” çekti.

Bilimkurgunun “Bilim” Tarafı: Ne Kadar Gerçekçi?
Sinema tarihinde bilimsel gerçekliğe bu kadar sadık kalan çok az film vardır. NASA’nın filme verdiği devasa desteği ekranın her karesinde hissediyorsunuz. Sinema notlarına ekleyelim:
-
Botanik Zekası: Mars toprağında bitki yetiştirmek için gerekli olan mikrobiyotayı kendi dışkısıyla sağlaması bilimsel olarak tam isabet.
-
Su Üretimi: Hidrazin yakıtından hidrojen elde edip, onu oksijenle yakarak su yapması… Kimya derslerinde uyuyanlara kapak olsun!
-
Küçük Kusurlar: Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson bile filme şapka çıkardı. Tek büyük bilimsel hata (bunu Andy Weir de kabul ediyor), filmin başındaki o devasa kum fırtınasıydı. Mars’ın atmosferi o kadar incedir ki, en sert fırtına bile saçınızı anca havalandırır. Ama o kadarcık Hollywood draması da kadı kızında da bulunur!
Oyunculuklar: Matt Damon’ın “Tek Kişilik Dev Kadro” Şovu
Matt Damon, filmin %70’inde tek başına ve sadece kameralara konuşuyor. Bu, bir oyuncu için resmen ateşten gömlektir. Gelin görün ki Damon, o sempatik, zeki ama bir o kadar da çaresiz adamı o kadar iyi oynadı ki, izlerken adamın Marslı olduğuna yemin edebilir ama ispatlayamayız!
Sadece o mu? Dünya’daki kriz yönetimi sahnelerinde Jeff Daniels’ın o soğukkanlı bürokrat tavrı, Jessica Chastain’in vicdan azabıyla kavrulan ama demir gibi iradeli komutan performansı… Kadro resmen Şampiyonlar Ligi gibi. Herkes rolünün hakkını dibine kadar vermiş.
Teknik Analiz ve Sinematografi: Çorak Güzellik
Görüntü yönetmeni Dariusz Wolski, Mars’ın (çekimlerin yapıldığı Ürdün’deki Wadi Rum çölünün) o kızıl, devasa, ürkütücü ama bir o kadar da büyüleyici atmosferini resmen gözümüze kazıyor. Renk paletindeki o sıcak turuncular ve kırmızılar, klostrofobik uzay gemisi iç mekanlarındaki soğuk mavilerle müthiş bir tezat oluşturuyor. Hele o geniş açılı çekimlerde, koca gezegende dolanan ufacık bir rover (gezgin) gördüğümüzde, insanın evren karşısındaki acizliğini iliklerimize kadar hissediyoruz.

Seyirci ve Eleştirmen Tepkileri: Gişede Mars Fırtınası
Eleştirmenler filmi yere göğe sığdıramadı. “Zeki, eğlenceli ve heyecan verici” yorumları havada uçuştu. Gişede ise kelimenin tam anlamıyla parayı buldular; dünya çapında 630 milyon doların üzerinde hasılat yaptı. İşin komik tarafı, Altın Küre ödüllerinde filmin “Komedi/Müzikal” dalında yarışıp ödül almasıydı. Lan adam Mars’ta açlıktan ölecek, patates yiyerek hayatta kalıyor, siz buna komedi diyorsunuz! Ama işte Watney’nin kara mizahı o kadar güçlüydü ki, jüriyi bile trolledi.
Son Söz: Evrene Karşı Bir Meydan Okuma
Uzun lafın kısası dostlar, Marslı, “insan aklı her zorluğun üstesinden gelir” fikrinin sinemadaki en görkemli ve en eğlenceli tezahürüdür. Karşımıza çıkan engeller ne kadar “Dünya dışı” olursa olsun, soğukkanlılık, bilim ve biraz da deli cesaretiyle çözülemeyecek problem yoktur.
Eğer hala izlemediyseniz, gidin bir kase patates kızartması alın ve bu başyapıtın tadını çıkarın. Aydın Mtc ve dadmedya ailesi olarak, bu tarz kaliteli sinema eserlerini masaya yatırmaya devam edeceğiz. Sinemayla kalın, aklınızı kullanın, uzayda kaybolmayın!
Hadi bu da Mark Watney abimize selam olsun hem de benden size gelsin!